6 Temmuz 2010 Salı

Ağız Kokusu Nedir?

Ağız Kokusu Nedir?

Halitosis denilen ağız kokusunun birçok nedeni olabilir. En çok görülen sebebi her gün dişinizi fırçalamamanız ve diş ipi kullanmamanızdır. Eğer yemek yedikten sonra oral hijyeninize dikkat etmezseniz ağzınızda bir miktar yemek artığı kalır. Bunlar bakteri ve küf biriktirerek kötü kokuya neden olur.

Dişleri çürüten Dokuz Hata !!

Ağız kokusu ve diş çürükleri günlük hayatı zorlaştıran en önemli sağlık problemleri arasında.

Diş Hekimi Mehmet Kazandı, kişilerin farkında olmadan yaptıkları hatalardan kurtularak daha sağlıklı dişlere sahip olabileceklerini söylüyor ve bu hataları şöyle sıralıyor:1. Sürekli kahve molası: Gün boyu kahve, çay içme ve atıştırma alışkanlığı, ağızda asit salgılayan bakterileri aktive ederek bu bakterilerin diş yüzeyinde yaşamasına ve dişleri çürütmesine neden olur. Çay ve kahve şekersiz tüketilmeli ya da bu içeceklerin yerine süt ve süt ürünleri tercih edilmeli, yanında atıştırılan yiyeceklerden kaçınılmalıdır.
2. Sigara kullanımı: Sigara içmek ağız kuruluğundan, ağız kokusuna, dişlerin sararmasına hatta ağız kanserine kadar birçok hastalığa sebep olabilir.
3. Diş ipinin önemi: Sadece diş fırçalamak ağız temizliğinde tek başına yeterli değildir. Diş fırçasının ulaşamadığı diş araları diş ipi kullanılarak temizlenebilir.
4. Diş fırçalama: Ağız sağlığının en önemli bakımı dişleri fırçalamaktır. Dişler her yaşta, günde en az iki kez fırçalanmalıdır. Diş fırçası üç aylık periyotlarla yenilenmeli, dişler fırçalanırken fırça kuru olmalıdır.
5. Yemek dışında tüketilen tatlı: Tatlıların yemek öğünleri içerisinde tüketilmesi diş sağlığı için önemlidir.
6. Su ihtiyacı: Yemek yedikten sonra diş için yapılacak en iyi şey su veya süt içmektir. Yemek sonrası içilen bir bardak su, yemek parçalarını ağızdan uzaklaştırır ve ağızdaki asidik ortamı nötrler. Ayrıca süt içmek dişte kalsiyum oluşumunu artırır.
7. Çiğnenemeyen tatlılar: Sakız, yapışkanlı tatlılar ve kuruyemişten mümkün olduğunca uzak durulmalı. Yenildiği takdirde ise dişlerden arınıdırma işlemi titizlikle yapılmalıdır.
8. Meyve ve sebzelerden kaçmayın: Meyve ve sebzelerin içerdiği vitaminler dişetleri için çok önemlidir. Ayrıca elma gibi sert meyve ve sebzelerin ısırılarak tüketilmesi, ön dişlerde mekanik temizliği sağlar.
9. Şekersiz sakızı tercih edin: Sakız çiğnemek gibi bir alışkanlığınız varsa şekersiz sakızları tercih edin. Şekersiz sakız tükürük akışını hızlandırıp, ağzın temizlenmesine ve ağız içi asidin dengelenmesine yardımcı olur.

10 soruda güzel bir gülüş!

Dişlerdeki ve çenedeki bozukluklar özgüveni sarsıp psikolojiyi bozabiliyor. Ancak görünmeyen diş telleri ve çene operasyonları ile güzel ve güvenli bir gülüşe kavuşmak mümkün.

Görünmeyen diş telleri ve çene operasyonları çevremize ışık saçan bir gülüşe kavuşmamızı sağlayabiliyor. Formsante dergisinin diş ve çene estetiği ile ilgili sorularını Marmara Üniversitesi Dişhekimliği Fakültesi Ortodonti Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nazan Küçükkeleş yanıtladı.

1: Güzel dişlere ve estetik bir gülüşe sahip olmak neden önemli?

Dişlerimiz ve çene yapımız, asıl işlevleri olan çiğneme ve konuşmanın yanı sıra estetik açıdan da önem taşıyor. Öyle ki dişlerdeki renk ve şekil bozuklukları veya çenedeki yapısal bozukluklar özgüvenimizi sarsarak psikolojimizi olumsuz yönde etkileyebiliyor. Araştırmalar da, gülüşüne güvenen bir kişinin iş, sosyal ve günlük yaşamında diğer kişilere oranla çok daha başarılı ve mutlu olduğunu ortaya koyuyor.

2: Güzel bir gülüş dizayn etmek; kişiyi güzel ve sağlıklı görünen dişlere kavuşturmak için hangi yöntemlere başvuruluyor?

Bildiğiniz gibi, güzel bir gülüş için dişler beyaz, eksiksiz ve düzgün sıralanmış olmalı. Ayrıca dişleri saran dişeti açık pembe ve diş yüzeyi de düzgün görünmeli, işte bu görüntünün elde edilebilmesi için eksik dişler varsa boşluklar porselen vb. materyallerle restore ediliyor, diş çürükleri de uygun renkte dolgu maddeleriyle ve dişin orjinal formuna sadık kalınarak dolduruluyor. Dişlerin diziliminde çapraşıklık sorunu da ortodonti tedavi, yani dişlere tel takılmasıyla giderilebiliyor

3: Ortodonti yani diş telleri ile nasıl diş estetiği yapılıyor?

Diş telleri, estetik gülüşün sağlanmasında uzmanların başvurdukları en önemli kozlardan biri. Dişlerin hafif ve ileri derece çapraşık olduğu durumlarda, alt ve üst diş dizisinin kapanış bozukluklarında, çenelerin yüze ve/veya birbirine göre yanlış konumlandığı durumlarda diş tellerine başvuruluyor. Ortodontik tedavi ile dişler, yavaş yavaş hareket ettirilerek en doğru konuma gelmeleri sağlanıyor.

4: Ortodonti tedavisi her yaşta uygulanabilir mi?

Üst veya altçenenin geride olması gibi çenelerin konum bozukluklarına erken müdahale etmek gerekiyor. Bu dönem de 6-12 yaş arasında değişiyor. Dolayısıyla bu tip sorunları gözden kaçırmamak için, daha önce dikkati çeken özel bir durum yoksa her çocuk 6 yaşından itibaren yılda bir kez ortodontik muayeden geçmeli. Eğer dişlerde sadece çapraşıklık varsa, daimi dişlerin tamamlandığı 11-12 yaş alt sınır olarak kabul ediliyor ve bu yaştan itibaren herkese ortodonti uygulanabiliyor.

5: Diş telleri, dişlerin arkasına da takılabiliyor. Dişlerin arkasına takılan diş tellerinin avantajları neler?

Öncelikle dişlerin arka yüzeyine takıldığı için estetik sorun yaratmıyor. Daha önceki alternatifler büyük oldukları için dilde yaralar oluşturabiliyor ve hastaların bir süre konuşma güçlüğü çekmelerine neden olabiliyordu. Günümüzde ise bu braketler dijital teknoloji ile modellenip altın vb. metallerden dökülerek *kişiye* özel hazırlanabiliyor. Bu braketler diğerlerinden daha küçük oldukları için dili rahatsız etmiyorlar. Dolayısıyla dilde yaralar oluşmadığı gibi konuşma güçlüğü de yaşanmıyor.

6: Ortodonti tedavisi ortalama ne kadar sürüyor?

Dişlerin diziliminde hafif bir çapraşıklık varsa diş tellerinin tedavisi ortalama bir yıl sürüyor. Daha ağır sorunlarda ise bu süre 3 yıla kadar uzayabiliyor. Çenelerin konumunda bozukluk varsa iki aşamalı tedavi tercih ediliyor. Bu durumda, büyüme çağında ortopedik tedavi ile çenelerin konumu düzeltildikten sonra tedaviye bir süre ara veriliyor. Etkin ve hızlı bir tedavi için de randevular aksatılmamalı, dişleri fırçalamaya özen göstermeli ve doktorun önerilerine mutlaka uymalı.

7: Çenedeki yapısal bozukluklar nasıl tedavi ediliyor?

Kalıtıma bağlı olarak çene eklemlerinden biri veya her ikisi büyük, küçük, ileride ya da geride olabiliyor. Çenelerin gelişimi dikey yönde geri kalmışsa bu kişiye yaşlı ifade veriyor. Bunun aksine çene gelişimi dikey yönde artmışsa bu kez uzun surat görüntüsü oluşabiliyor. Bu sorunların bazıları büyüme dönemi bitmeden yakalanabilirse ortopedik tedavi yaklaşımlarıyla kısmen düzeltilebiliyor. Çenedeki bazı yapısal bozukluklarda ise mutlaka cerrahi işlem uygulamak gerekiyor.

8: Çene operasyonları çocukluk çağında yapılabilir mi?

Çene operasyonlarına erkeklerde 20, kızlarda ise 16- 17 yaşlarından önce başvurulmuyor. Çünkü kızların gelişimi erken yaşta tamamlanırken, bu süreç erkeklerde daha uzun süre devam edebiliyor. Gelişim tamamlanmadan cerrahi müdahale yapılırsa devam eden büyüme ile sorun tekrarlayabiliyor.

9: Cerrahi müdahale öncesinde ne tür işlemler uygulanıyor? Operasyondan başarılı sonuçlar elde ediliyor mu?

Çenedeki yapısal bozukluklarda cerrahi işlem uygulanacak olan kişilere, 19-20 yaşına geldiklerinde önce diş telleri takılıyor, Dişler, çenelerin cerrahi işlem sonrasındaki konumuna göre pozisyonlandırılıyor ki bu süre 10-12 ay sürebiliyor. Ardından çenelerin konumu genel anestezi altında cerrah tarafından düzeltiliyor. Operasyonlar ağız içinden gerçekleştiıe için kişinin yüzünde iz olmuyor. Yeni geliştirilen teknikler sayesinde operasyonlardan oldukça başarılı sonuçlar alınıyor ve hastalar yepyeni ve daha güzel bir yüze kavuşuyorlar.

10: Ortodonti tedavisinde yeni gelişmeler var mı?

Eskiden paslanmaz çelik materyallerden hazırlanan braketler, daha sonraları yerini plastik ve seramik gibi diş renginde ve şeffaf malzemelere bıraktı. Günümüzde ise diş telleri dişlerin arkasına takılarak tamamen görünmez olabiliyor. Bu yüzden de ileri yaş grubundaki bireyler tarafından da tercih ediliyor. “Lingual Teknik adı verilen bu yöntem ülkemizde çok yaygın olmasa da, dünyada 20 yılı aşkın bir süredir uygulanıyor.

Dil Peltekliği Nedenleri Nelerdir ?

Dil peltekliğinin nedenleri çeşitlidir: Müzmin nezle, bademciklerin hastalanmasından dolayı burundan konuşma, kısmi sağırlık, yarık damak bu duruma neden olabilir.

Bir harfin çıkarılamayarak bir diğeri ile değirilmesidir. Bu durum dilin yeterince eğitilmemesinden, lehçelerin
yapısından veya bazı dillerin fazla etkisinde kalmaktan kaynaklanabilir. Türkçe üzerinde tespit edilen pelteklik türleri
aşağıda belirtilmiştir.
Zeleştirme: (J) yeri(Z). Örnek: Jale-Zale, Jilet-Zilet,
Seleştirme: Ş yerine S. Örnek: Paşâm-Pasam, şapka-Sapka
Jeleştirme: C yerine J. Örnek: Ancak-Anjak), Kucak -Kujak
Şeleştirme: S yerine Ş. Örnek: Sana söylüyorum-yerine sana şöylüyorum
Leleştirme: (R) yerine (L). Örnek: Birader-Bilader, Berber-Belber, Merhem-Melhem, Terlik-Tellik
İnce â yerine kalın a: Kemâl-Kemal, Lâstik-Lastik
Yukarıdaki örneklerde ilk sırada belirtilen sesler çıkarılamadığından ikinci sesler onların yerine ikame edilmektedir.
Bu seslerin çıkarılamaması durumunda bunların üzerinde uygun alıştırmaların sık sık yapılması gerekmektedir.
Aşağıdaki kelimeleri eğiticinin özel uyarılüarını dikkate alarak tekrar ediniz. Eğer bu seslerin herhangi biriyle ilgili
sorununuz yoksa geçebilirsiniz.
J- Jilet, jandarma, jale, jumbo,
Ş- Paşa, şaka, şakir, şeker
R- Rüya, hücreler, hürrem, harran, sarraf
A- Lale, lastik, lahana, kamil (altı çizilenler ince)
S- Sorgun, hassasiyet, fason

Diş Eti İltihabı Nedir ?

Dişetlerinin iltihaplanmasına; halk arasında dişeti iltihabı, tıp dilinde ise piyore veya paradontal hastalığı denir. Dişetleri çevresinde toplanan besinlerin orada mikroplanması sonucu ortaya çıkar. Dişetlerinin kenarları düz, parlak, kırmızı ve hafifçe şikin bir şekil alır. Fırça ile dokunulduğunda kanar. Tedavi için yapılacak ilk iş, diş temizliğine itina göstermektir..

Belirtileri

Hafif bir basınçtan sonra dişetlerinde aşırı kanama ve acı, Dişetlerinin üzerinde grimsi tabaka. Nekroza yol açıcı ülserli jinvijit ya da Vincent enfeksiyonu olarak da bilinen ülserli ağız iltihabı ağrılı bir jinjivit biçimidir. Genellikle genç yetişkinleri etkiler; hafif ya da şiddetli olabilir. Hastalığın siper ağzı adını almasının nedeni, I. Dünya Savaşı sırasında, kötü hijyen ve yetersiz beslenme koşulları altında siperlerde yaşayan askerlerde ortaya çıkmasıdır. Ülserli ağız iltihabı, en küçük bir başlangıçta ya da tahrişte aşırı kanamayla belirginleşir. Hastalık, normal olarak ağızda bulunan bakterilerin yol açtığı bir enfeksiyonun sonucudur. Bulaşıcı değildir. Hastalğın başlaması genellikle anidir. Dişler arasındaki dişeti çıkıntılarlı tahrip olarak, plak ve yemek artıkları toplayan kraterler oluştururlar. Bölge, grimsi çürümüş bir dişeti dokusuyla kaplıdır. İltihap ve enfeksiyon ağzın başka kısımlarınada yayılabilir.

Tedavi

Diş hekimi, diş etlerinizi yumuşak bir şekilde ve iyice temizleyerek tedaviye başlar. Ağzın tuz ya da peroksit solüsyonuyla yıkanması genellkle semptomların hafiflemesine yardımcı olur. Diş hekimi, rahatsızlığı azalkmak için bir ağrı kesici almanızı tavsiye edebilir. Ayrıca bol bol dinlenmelisiniz, dengeli bir diyet uygulamanız ve sigara ya da baharatlı yiyecekler gibi tahriş edici unsurlardan kaçınmanız öğütlenir. Aynı zamanda yüksek ateş söz konusuysa antebiyotik verilebilir.

Diş Eti Hastalıkları

Dişeti iltihabı (piyore) nedir?

Periodontitis ya da halk arasında bilinen adı ile ‘piyore’ dişleri saran kemik ve dişeti dokularinin iltihabıdır. Dişler ağız içinde görebildiğimiz kron kısmı ve çene içine gömülmüş ‘kök’ten oluşmuştur. Kökler kemik için de ince lifler yardımı ile tutunmaktadır. Bunun yanında çene kemiğinin iç yüzünü saran pembe dişeti’de dişin boyun kısmına yapışır. Dişeti iltihabı sadece gözle görülen dişetini değil, kemik dokuyu da etkileyeceğinden kontrol altına alınmayan bir dişeti rahatsizlıgı sonuçta çürüksüz dişlerin sallanmasına ve çekilmesine neden olacaktır.

Dişeti iltihabı nasıl baslar?

‘Dental plak’ da denilen mikrop tabakasının dişler üzerinde birikmesine izin verilirse bu tabaka içinde yaşayan bakteriler tarafından üretilen zararlı maddeler dişetlerinde iltihaba yol açar. Dişeti hastalığının bu erken dönemine ‘gingivitis’ denir. Gingivitis aşamasi Resim 1′de görüldüğü gibi hafif kızarıklıkla kendini belli edebileceği gibi görüntü olarak daha hafifte olabilir.

Dental plak nedir?

‘Dental plak’ dişler üzerinde düzenli olarak biriken mikrop tabakasıdır. Bu tabaka istenmeyen 2 şeyi oluşturur.

Diş çürüğü
Dişeti hastalığı

Dental plak yumuşak ve renksizdir. Bu nedenle belli bir kalınlığa ulaşmadan görülemez. Yoğun olarak dişlerin araları ve dişeti-diş sınırında birikir. Bu tabakanın oluşumu engellenemez, ancak hergün düzenli dikkatli ve yeterli diş fırçalamak ile diş ve dişetlerine zarar verecek miktarda birikmesi önlenir. Diş araları gibi fırçanın ulaşamadığı bölgelerdeki plak, diş ipi ile temizlenir.

Sağlıklı dişeti nasıl görünür?

Saglıklı dişeti pembe ve dişleri sıkıca sarar durumdadır.

Dişeti hastalıklarına sık rastlanılır mı?

Evet diş çürüğünden daha sık. Neredeyse tüm erişkinler bir dereceye kadar bu hastalıktan etkilenir ve birçok vak’a da hiç çürüğü olmayan dişler sadece sallandıkları için çekilirler.

İltihaplı dişeti’nin görünümü nasıldır?

İltihaplı dişeti kırmızı ve / veya sis görünümündedir. Fırçalarken kanayabilir.

Dişeti iltihabının belirtileri nelerdir?

Dişeti rahatsızlıkları bazen fark edilemeden çok ilerlemiş olabilir. Bununla birlikte aşağıdaki belirtilerin bir ya da birkaçının birarada gözlenmesi dişeti rahatsızlığı olasılığını akla getirmektedir.

Ağiz kokusu
Kırmızı ve sis dişetleri
Ağızda tat bozukluğu
Dişetlerinin çekilerek diş kökünün açığa çıkması
Sallanan dişler
Zamanla eğilen ya da çarpıklaşan dişler
Dişeti kanaması (diş fırçalarken ya da kendiliğinden)

Dişeti iltihabı tedavi edilir mi?

Evet. Ancak tedavi iltihabın ne derece ilerlediğine bağlıdır. Sadece ‘gingivitis’ safhasında yapılan tedavi yüksek başarı sağlar. Tedavi süresince, diş hekiminiz dişlerinizi diş taşından arındırıp diş fırçalama tekniğinizi en iyi hale getirecektir. Bundan sonraki sorumluluk size düşmektedir. Usulüne uygun yaptığınız temizlik, dişetlerini, pembe ve sağlıklı görüntüsüne kavuşturacaktır. Ancak tedavi’ye en kısa sürede başlanması şarttır.

Ağızdaki tüm dişler iltihaptan eşit olarak etkilenir mi?

Hayır. Temiz tutulabilen dişlerin etrafında dişeti rahatsızlığı görülmez. Hastalık, genellikle temizlenmesi zor olan arka dişler ve diş aralarında gözlenir.

Dişeti iltihabı nasıl yayılır?

Zaman içinde diş yüzeyine tutunan dental plak dişeti seviyesinin altına uzanır ve iltihabı olayı yayar. Bu durum genellikle çok yavaş ilerler ve dişe destek olan kemiğin harabiyeti ile birlikte diş ile dişeti arasında, normalde çok sığ olması (1-2 mm.) gereken bir boşluk oluşumuna neden olur. Bu ‘periodontal cep’ İltihabın yayılması ile daha da derinleşir.

İşte ‘periodontitis’ dişeti hastalıgının bu dönemine verilen addır. Yıkıma uğrayan kemik miktarı arttıkça dişler artan oranda sallanmaya başlar. Dişeti ceplerinin derinleşmesi çogu zaman beraberinde dişeti apselerinin oluşumuna neden olur. Bazı durumlarda da kemiğin erimesini takiben dişeti çekilir ve kökler görünecek şekilde ortaya çıkar. İltihabın bu derece ilerlemesi genelde ağrısız oldugu için hasta, olayın farkında olmayabilir.

İlerlemiş diseti hastalığı (periodontitis) tedavisi nasil yapilir?

Tedavi size uygun diş firçalama ve dişipi kullanma tekniklerinin öğretilmesi ile başlar. Daha sonra ki basamak ise doktorunuz tarafından dişleriniz üzerindeki diştaşı ve ‘dental plak’ın temizlenmesidir. Bu işlem genellikle birkaç randevu gerektirir. Tedaviniz bittikten sonra, üzerinize düşen diş ve ağız temizliğini yaparsanız dişetlerindeki kırmızılık ve sisliğin ortadan kalktıgını ve sallanan dişlerinizin çene kemiğinize daha iyi tutundugunu izleyebilirsiniz. Bazı ileri durumlarda ameliyat olmanız doktorunuz tarafından önerilebilir. Böyle bir öneri ile karşılaştıysanız detaylı bilgi almak için lütfen dişeti uzmanımız ile görüşünüz.

Dişeti ameliyatından sonra neler beklemeliyim?

Dişeti ameliyatları ve diştaşı temizliği işleminden sonra dişeti iyileşmesinin doğal sonucu olarak dişetleri bir miktar küçülürler. İşte bu nedenle bazi vak’alarda dişler uzamış gibi görünür. Tedavi öncesi hastalık ne kadar ileri ise bu küçülme miktarı o kadar fazladır. Bu durum hastaları sadece estetik olarak değil sıcak-soğuk hassasiyeti şeklinde de rahatsız eder. Bu hassasiyet zamanla kendiliğinden azalabileceği gibi yüksek flourür içeren diş macunlarının kullanılması ile de ortadan kaldırılabılır. Dişeti ameliyatlarından sonra dişler eskisine göre daha fazla sallanma gösterebilirler ancak bu 2-3 ay içinde tamamen ortadan kalkar.

Dişeti hastalığının tek sebebi ‘dental plak’ mıdır?

Hem evet, hem hayır. Bazi insanlarin vücut savunma mekanızması çok gelişmiştir ve dişlerini fırçalamasalar bile çok ciddi boyutta dişeti rahatsızlığına yakalanmazlar. Bazıları ise diğer her yönden çok saglıklı olsalar bile, dişeti rahatsızlığına karsı dirençleri düşüktür ve ancak çok iyi bir ağız temizliği alıskanlığı ile hastalığa karşı koyabilirler.

Dişlerimi düzenli fırçalamama rağmen neden dişeti hastalığına yakalandim?

Büyük olasılıkla fırçalamayı tam ve etkin olarak yerine getiremiyorsunuz. Çoğumuz dişler ile dişetlerinin birleştigi bölgeyi tam anlamıyla temizlemenin ne kadar zor oldugunu bilmeyiz. Bu nedenle belki de fırçalama tekniğiniz ve sürenizin bir uzman yardımı ile düzeltilmeye ihtiyacı vardır. Ayrıca diş fırçasının kıllarının dişler arasına giremeyeceği, buraların ancak diş ipi ile temizlenebileceğini hatırlamalısınız.

Tartar ile plak aynı şey midir?

Hayır. Tartar ya da bilimsel adı ile kalkülüs dental plagin değişik bir şeklidir. Tartar, tükürük içinde bulunan kalsiyum’un dental plak ile birleşip, sertleşerek dişler üzerine yapısması halidir. Tartar en sık alt ön dişlerin arka yüzeyinde birikir. Bir kez oluşması halinde tartar ancak diş hekimi ya da dişeti hastalıkları uzmanı (periodontolog) tarafından temizlenebilir. Anti-tartar özelliği olan dişmacunlari olusmuş tartarı ortadan kaldıramaz. Bir kalınlığa ulaşmadan görülemez. Yoğun olarak dişlerin araları ve dişeti-diş sınırında birikir. Bu tabakanın oluşumu engellenemez, ancak hergün düzenli, dikkatli ve yeterli diş fırçalamak ile diş ve dişetlerine zarar verecek miktarda birikmesi önlenir. Diş araları gibi fırçanın ulaşamadığı bölgelerdeki plak, diş ipi ile temizlenir.

UNUTMAYIN ! KENDİ DİŞ VE DİŞETİ SAĞLIĞINIZI KORUMAK, DİŞ HEKİMİNİZİN OLDUĞU KADAR SİZİN DE SORUMLULUĞUNUZDUR. LÜTFEN MUCİZE BEKLEMEYİN. DİŞETİ HASTALIKLARI UZMANI DOKTORUNUZ TARAFINDAN UYGULANAN DİŞETİ TEDAVİSİNDEN SONRA, DİŞETİ VE DESTEK DOKULARINIZIN SAĞLIĞI, ANCAK SİZİN AĞIZ BAKIMINA GÖSTERDİĞİNİZ İLGİ ÖLÇÜSÜNDE BAŞARILI OLABİLİR.

Büyük Azı Dişi Nedir ?

Büyük Azı Dişi Nedir ?
Alt ve üst çenelerin en gerisinde yer alan, besinleri çiğneyerek öğütmeye yarayan önden altıncı, yedinci ve sekizinci dişlerin ortak adı. Bu dişlerin üstünde küt uçlu çıkıntılar öğütme işlevim gerçekleştirir. Diştacı, yani dişin görünen bölümü küp biçimindedir. Altçenedeki birinci ve ikinci büyük azıdişlerinde iki, üçüncüde ise üç kök bulunur. Üstçene büyük azıdişlerinin ise hepsi üç köklüdür. Kalıcı büyük azıdişlerinin geçici diş düzeninde (sütdişleri) öncülleri yoktur. Bunların ilki 6 yaş dolayında, ikincisi hemen sonraki yıllarda, üçüncüsü ya da öbür adıyla yirmi yaş dişi 18-30 yaşlarında çıkar. Çocuktaki geçici büyük azılar aslında yetişkindeki küçük azıların öncülleridir. Yirmi yaş dişi bazılarında eksik çıkabilir ya da hiç çıkmayabilir. Özellikle altçenedeki üçüncü azıdişinin çıkması ağrılıdır ve dişin çıkışı, taslağın yer aldığı kemik dokusu tarafından engellenir. Sık sık iltihap, ağrı, irin birikmesi görülür ve bazen cerrahi girişim gerekir.

Dil Nedir ?

Ağız boşluğunda, orta çizgide bulunan bir organ. Uzun ve yassı bir biçimi vardır. Alt çene kemiğine ve hiyoit kemiğe bağlanmasını sağlayan sabit bir bölümden (kök) ve yutak (dil tabanı) ile ağız boşluğunu dolduran
(dil gövdesi) hareketli bir parçadan oluşur. Dilin osteofibröz (kemiksi-lifsi) yapıda bir iskeleti, bir kas bölümü ve bunları örten mukozası vardır. Osteofibröz iskeleti oluşturan yapılar hiyoit kemik, hiyoglossal zar (hiyoit kemiği dilin arka bölümüne bağlayan zar) ve dil kökünden, dil ucuna kadar uzanan lifsi yapıda bir bölmedir (septum). Dilin çok kalın bir mukozası vardır. Mukoza, çok katlı yassı epitel tarafından örtülmüştür. Mukoza yüzeyinde küçük çıkıntılar halinde bulunan memecikler (papilla) biçimlerine göre çeşitli adlar alır. Bunlar mantar biçiminde (fungiform), iplik biçiminde (filiform), yaprak gibi ya da çevresinde yüksekçe bir halka bulunan memecik biçiminde olabilir. Sayıları 9-11 arasında değişen bu son memecikler “V” biçiminde dizilerek dilin ağız ve yutak bölümleri arasındaki sınırı oluşturur. Bu memecikler ile yapraksı memeciklerde tat duyusunun alıcıları yer alır. Dilin hareketleri dilaltı siniri tarafından, genel duyarlılığı ve tat alma duyusu ise dil-yutak siniri ile üçbaşlı sinirin (bak. trigeminus siniri) dile giden dalı tarafından sağlanır.

dil
Bireyler arasında iletişimi sağlayan etkinlikler bütünü. Duyu organları tarafından algılanabilecek biçimde, çeşitli yapıdaki simgelerin anlatımı yoluyla gerçekleşir. Dil terimi, bunun dışında, sesli simgelerle gerçekleşen iletişimin tanımlanmasında da kullanılır. Özellikle sesli simgelerle, yani bireylerin çıkardıkları seslerden oluşan sözcüklerle gerçekleşen iletişim söz konusudur. Bu özellik, insanın en gelişmiş işlevlerinden biridir.

Diş Eti (jinjiva) Nedir ?

Diş Eti (jinjiva) Nedir ?
Ağız boşluğu mukozasının, çenelerde dişlerin yerleştiği kovukları döşeyen ve diş boyuncuklarını çevreleyen bölümü. Dişlere en yakın olan bölümü diş kovuklarının içinde yer aldığı periosta doğrudan yapışır. Ayrıca diş boynu çevresinde içe doğru kıvrılarak dişi, diş kovuğunda tutan ara bölgenin içine girer. Bu bölgede jinjiva dişi çevreleyen ve dişeti kesesi adı verilen bir kıvrım ya da oluk oluşturur. Dişetinin rengi açık pembedir. Ağız boşluğunu döşeyen mukoza ile arasında sınır çizen dilimli bir çizgi vardır. Ağız mukozasının rengi ise çok daha koyu, yapısı daha gevşektir.

Disodontiyaz Nedir ?

Disodontiyaz Nedir ?
Yeterince yer olmaması nedeniyle dişin güçlükle çıkması. Diş, normalin dışındaki yönlere doğru büyümeye çalışır; şişme, bölgesel ağrı, daha ağır olgularda irin toplanması, ateş ve çenede kasılmaya yol açar.

Diş Nedir ?

Diş Nedir ?
Çene kemiklerinin diş yayı üzerine yerleşmiş sivri uçlu yapı. Besinlerin kesilmesi, parçalanması ve öğütülmesine yarar. Diş dentin denen bir çeşit kemikten oluşur. Bunun iskeleti oluşturan kemiklerden farkı, hücreden yoksun olmasıdır. Yapısında kollajen lifler ve kalsiyum tuzları bakımından zengin bir ana madde vardır. Lifler, diş yüzeyine koşut giden ince katmanlar oluşturacak biçimde dizilidir. Dentinin içinde bulunan boşluğa dişözü odacığı denir. Bu boşlukta pulpa (dişözü) adı verilen ve kan damarları ile sinirleri taşıyan bağdoku bulunur. Dişözü odacığı odontoblast adlı dentin yapıcı hücrelerden oluşan bir katmanda döşelidir. Dentinin üstü diştacında (dişin ağızda görünen bölümü) diş minesiyle, diş kökü bölgesinde ise sementle örtülüdür. Diş minesi vücudun en sert dokusudur. Yüzde 95 oranında inorganik kalsiyum tuzlarından (flüoroapatit ya da kalsiyum flüorür fosfat), yüzde 5 oranında da su ve organik maddelerden oluşur. Semente periodontium (diş çevresi bağı) denen bir lif sistemi bağlanır. Bu lifler dişin, çene kemiğinde yerleştiği diş yuvasına sıkıca oturmasını sağlar. Uç bölümünde pek çok kanalcık bulunur. Bunlardan, dişözüne giden kan damarları ve sinirler geçer.
Embriyon evresinde dişler, diş taslaklarından gelişir. Dişin iç ve dış bölümünü oluşturan dokular farklıdır. Dış bölüm ağız boşluğunu örten epitel dokusundan gelişir. Bunlar alttaki bağ dokusunu kısmen örten bir başlık gibidir. Ameloblast denen epitel hücreleri dişi daha çıkmadan salgıladığı mineyle örter. İç bölüme ise diş papillası adı verilir ve ileride dişözünü oluşturur. Dişler, çene kemiklerinde diş yuvası denen boşluklarda yerleşir.
Diştacı ile kök arasındaki geçiş bölgesi olan dişin boyun bölümü dişeti denen mukozayla sıkıca sarılmıştır. Dişin sement ve mine katmanlarına kalın bağdoku lifleriyle yapışan dişeti kan damarları açısından zengin bir dokudur.
İnsanda 20 geçici diş ya da sütdişi ile 32 kalıcı diş bulunur. Geçici diş düzeninde her çenede dörder kesicidiş, ikişer köpekdişi ve dörder azıdişi vardır. Kalıcı diş düzeninde ise, her çenede dörder kesicidiş, ikişer köpekdişi, dörder küçük azı ve altışar büyük azı yer alır. Geçici azıdışleri yerlerini kalıcı küçük azılara bırakırken, kalıcı büyük azıların geçici diş düzeninde karşılığı yoktur. Kesici dişler, adlarına uygun olarak keski biçimini almıştır. Köpekdişlerinin tacı ise koni biçiminde sivridir. Köpek dişleri ile kesici dişlerin tek bir uzun kökü vardır. Küçük ve büyük azıların çiğneme yüzeylerindeki girinti çıkıntılar besinleri öğütmeye yarar. Üst çenedeki büyük azılar üç, öbür büyük azılar iki köklüdür. Ağzın en gerisinde yer alan azılar oldukça geç çıkar. Akıldişi ve yirmiyaş dişi de denen bu dişler bazen tam anlamıyla oluşamaz, bazı kişilerde ise hiç bulunmaz.

Diş Çürükleri Nedir ? Nasıl Oluşur ?

Diş Çürükleri Nedir ? Nasıl Oluşur ?
Dişin inorganik maddesinin mineral yapısını yitirmesi ve organik örtüsünün de erimesiyle diş yüzeyindeki hastalık sürecinin derin dokulara kadar yayılması. Diş çürükleri, diş minesine saldıran ağız boşluğu bakterileri tarafından başlatılır. Şeker varlığında asitler oluşur ve bunlar dişin mineral yapısını eritir. Bakteriler bir tür görünmez katman oluştururlar. Diş plağı adı verilen bu katman, diş minesine sıkıca yapışır. Diş plağını, fırçalanmamış dişlerde kolaylıkla görülebilen san pasla karıştırmamak gerekir.

Diş Gelişimi Nedir ?

Diş Gelişimi Nedir ?
Diş çıkmasıyla ilgili bir olgu. Gelişen ilk dişlere aynı zamanda sütdişleri adı verilir. Bunlar, kalıcı olmayan, belli bir süre sonra düşen 20 adet diştir. İlk dişler yaşamın 6-8. ayında ortaya çıkar. Çıkarken şu sırayı izlerler: 6-8. ayda alt iç kesiciler; 8-10. ayda üst iç kesiciler; 12-14. ayda üst ve alt dış kesiciler; ilk 24 ay içinde ilk azılar ile köpekdişleri; 2,5 yaşma kadar ise ikinci azılar çıkar. Alt iç kesiciler bazen doğumda da bulunabilir ya da doğumdan hemen sonra çıkabilirler (doğum dişleri). Sütdişleri daha küçük, yuvarlak ve düz yapılıdır ve renkleri kalıcı dişlere göre daha beyazdır. 6 yaşında ikinci diş gelişimi olan kalıcı dişler çıkmaya başlar. Bunlar, kişinin kesin diş yapısıdır ve toplam olarak 32 tanedir. İlk olarak 6-7 yaşlarında ilk azılar çıkar (6 yaş dişleri). Bunlardan sonra kesiciler, ön azılar, köpekdişleri, ikinci azılar ve son olarak da 18-20, hatta bazen 30 yaşına doğru, genel olarak akıldişleri de denilen son azılar çıkar.
Bir dişin çıkması için, dişeti mukozasında kendisine bir yol açması gerekir. Bu hafif travma bazen çocuğu rahatsız eder ve genel bir fenalık hissine yol açabilir. Çocuk sinirlidir, az uyur, ağlar ve yemek yemez. Bazen ateş ve ishal de ortaya çıkabilir. Bu rahatsızlıklar geçicidir, özel bir tedavi gerektirmez. Diş çıkmasının gecikmesi yapısal etkenler yanında gelişme geriliği, raşitizm, beslenme bozukluğu ya da iç salgıbezlerindeki bozukluğa bağlı olabilir.

Diş Hekimliği Nedir ?

Diş Hekimliği Nedir ?
Dişlerin ve dişlere yakın dokuların hastalıklarım inceleyen tıp dalı. Diş hekimliğinin bir dalı olan koruyucu diş hekimliği çürük dokuların çıkartılması ve bozulan kısımların uygun dolgu maddeleriyle doldurulmasıyla dişin sağlıklı bölümlerinin kurtarılmasını amaçlar. Endodonti dişözü (pulpa) hastalıklarının tedavisiyle ilgilenir. Dişözünün tümünün ya da bir bölümünün korunmasını sağlar. Endodontide dişkökü kanallarına yapılan dolgularla dişin çekilmesi önlenebilir. Diş hekimliğinin önemli bir dalı da ortodontidir. Ortodonti, gelişim çağında dişlere takılan gereçlerle dişlerdeki biçim bozukluklarının düzeltilmesinde kullanılan tekniklerin tümünü kapsar. Diş cerrahisinde yaygın olarak altçene kemiklerine tutturulmuş ya da hareketli protezler kullanılır. Bu protezlerin yapımı ise odontotekniğin konusudur.

Diş Kökü Granülomu ( İltihabı ) Nedir ?

Diş Kökü Granülomu
Diş kökü ucunun çevresindeki dokuların iltihaplanması. Diş kovuğunun kemik bölümünün zedelenmesine ve hasta doku çevresinde bir fibroz kapsül oluşumuna yol açar. Bir odak oluşur ve mikropların barınmasına uygun bir ortam yaratılır. Bunlar, daha sonra uzak doku ve sistemlerde bile zararlara yol
açabilir.

Diş Minesi Nedir ?

Diş Minesi Nedir ?
Son derece sert, yüksek oranda mineral içeren ve diştacını örten doku. İçindeki mineral oranına göre rengi, fildişinden mavi-beyaza kadar değişebilir. Yüzde 97 oranında inorganik maddelerden oluşur. Bunlar mikrokristaller biçiminde hidroksiapatitlerdir. Geriye kalan bölümünde organik maddeler yer alır. Üzeri keratinli bir katmanla örtülüdür. Mikroskopta, dentinden dışarıya doğru ışınsal biçimde yerleşmiş koşut prizmalardan oluşan bir yapı gösterir. Bu prizmalar diş gelişimi sırasında, diş minesini oluşturan ameloblast ve epitel hücreleridir. Diş minesinin aşınma ve çatlaması genellikle travmalardan sonra ya da yaşlılıkta ortaya çıkar. Sonuç olarak da, dişin çürümeye karşı direnci azalır. Diş minesi ile dişözü arasında dentin katmanı aracılığıyla besin ve oksijen alışverişi olur. Bu alışverişin durması, yaşamını yitiren dişlerin minesinde görülen renk değişikliğine yol açar.

Diş Plağı Nedir ?

Diş Plağı Nedir ?
Bakteriler, protein maddeleri, besin artıkları ile diş taşından (tartar) oluşan ve diş minesini örten katman (artık). Diş plağı, diş çürümesinin başlamasında önemli rol oynar, çünkü dişin bakteri yükünü artırarak bakterilerin diş minesiyle daha uzun süre doğrudan temas etmesini sağlar ve onların zararlı hale gelmesini kolaylaştırır.

Diş Taşı (tartar) Nedir ?

Diş Taşı (tartar)
Diş boyuncuğu çevresinde ya da diş kökü üzerinde grisan çökeltiler halinde biriken, kalsiyum tuzlarıyla organik parçacıkların karışımından oluşan ve tartar olarak da bilinen madde.
Normalde pH’ı göreli olarak sabit ya da hafif asit olan insan tükürüğünde bu tuzlar erimiş halde bulunur, ama sadece asit ortamda eriyebilen özellikle bikarbonat ve fosfatlar, pH alkali hale geldiği zaman hemen çöker. Bu nedenle, tartarın alkali pH eğilimli, özellikle de müsin gibi organik maddeler bakımından zengin tükürüklü ortamla ilişkisi olduğu kabul edilir. Tartar, dişeti keselerinin iç yüzeyine nüfuz ederek dişetlerinde yara oluşumuna ve iltihaplanmalara yol açar. Bunlar da dişe destek sağlayan yapılara yayılarak dişin sallanmasına ve erkenden yitirilmesine yol açar. Bu durumu önlemek için tartarların düzenli aralıklarla temizlenmesi ya da tartar giderici önlemler alınması gerekir

Dişözü Odacığı

dişözü odacığı
Dişin içinde, dişözünün bulunduğu oyuk. Diş kökünün içindeki ince bir kanalla dışarıya bağlanır. Dişözüne giden damar ve sinirler bu kanaldan geçer.

Din Neden Çürür ( Diş Çürümesi )

Diş çürümesi “medeniyet hastalığı “dır. Çünkü sanayileşmiş memleketlerin insanı taneli bitkiler yerine pişirilmeye hazır veya pişmiş konserve tipi yemekler yiyor. Elma, armut, ayva gibi meyvelerin ısırılarak yenmesi adeta unutulmuştur. Bunların yerine gazoz, meyve suyu içiliyor. Bol şekerli, beyaz undan mamul tatlılar sofradan eksik olmuyor. Öğün aralarında çikolata, cips, envai çeşit şekerlemeler yeniyor. Bu maddeler diş ve diş etlerini tembelleştiriyor. Çünkü bunlar çiğnemeyi gerektirmeyen yumuşak gıdalardır. Dahası var: Şeker ve beyaz undan yapılan yiyecekler diş aralarına sızarak bakterilerin rahatça yerleşip çogalabilecekleri bir ortam hazırlıyor. Bakteriler diş etine, diş minesine hücum ederek burada yıkıma sebep oluyorlar. Ondan sonra diş çürükleri, ağrılı dişeti apseleri ortaya çıkıyor.
İlerlemiş vakalarda dişeti ile dişlerin birleştirği yerde cerahat kesecikleri teşekkül eder. Dişler yuvalarından gevşer. Dişetleri çekilir. Dişlerin boyun kısımları meydana çıkar.
Çoğu anne-babalar, “nasıl olsa düşüp yerine yenileri gelecek” düşüncesi ile çocukların diş çürüklerini ciddiye almazlar. Bu mantık, bir değil, birçok yönden yanlıştır. Herşeyden önce, dişlerin hepsi yenilenmez. 32 dişten yalnız 20 tanesi “sütdişi”dir. Diğerleri değişmeyen “kalıcı dişler “dir. Çürük dişler, çocuğu rahatsız ettiği gibi; kulak iltihabı, baş ağrısı, hazım bozukluğu ve benzeri yan etkiler yapar. Süt dişleri çıkarken belli bir sıra takip eder ve düşerken de yine belli bir sıra takip ederler. Çürüyen ve çekilmek zorunda kalınan bir dişin yerine yenisi zamanı gelmekçe çıkmayacaktır. Kalıcı dişlerin düzgün ve sağlam çıkması yanlarındaki süt dişlerinin yerinde kalması ile mümkündür. Çürüyen ve zamanından önce çekilen bir süt dişinin yanındaki kalıcı diş çıkarken çarpılıp bozulacaktır.
Kalsiyum eksikliği, fazla sentetik D vitamini verilmesi, yalancı meme verilirken şekere veya bala batırılması, öğün aralarında ve bilhassa yatarken şekerleme veya çukulata yedirilmesi diş çürümelerini hızlandıran faktörlerdir.
Tedavi:
* Dişlerinde çürüme başladığı zaman çocuğu mutlaka bir diş hekimine götürünüz.
* Ağrı gece vakti yakalamış ise,çocuğun ağzını karbonatlı su ile çalkalayınız. Aspirin veriniz. Eğer dişte boşluk varsa, bunu yonca yaprağı yağına batırılmış bir pamukla tıkayınız.
Korunma:
* Çocuklara yemek aralarında şeker, çukulata ve benzeri tatlı şeyler vermeyiniz.
* Yemeklerden sonra diş fırçalama alışkanlığı kazandırınız. En iyi fırça misvaktır.
* Alman Beslenme Uzmanı Dr. Wolfgang Juhre, “Ev Doktoru” adlı kitabında diyor ki: “Sebze ve meyveleri iyice yıkadıktan sonra ısırarak kabukları ile birlike yemek, kaba öğütülmüş undan yapılan kara ekmeği yemek diş hastalıklannın en tabii tedavi usulüdür.”
* Anne sütü vermek de diş sağlığı yönünden çok önemlidir.
DİŞLERtN DİĞER BOZUKLUKLARI
* Diş sıcakta, soğukta ve şekerli gıdalar yendiğinde sızlıyor, içine gıda artıkları dolduğu hissediliyorsa dentin çürüğü söz konusudur. Diş, canlılığını muhafaza ediyordur. Yapılacak iş, muhakkak diş hekimine müracaat edip çürüğü temizleyip kazıtmak ve uygun bir dolgu ile telafi etmektir.
* Kronik periodantal apse: Diş sık şişer, sallanır. Antibiyotiklerle bir süre sonra düzelir. Burada kemiğe yerleşmiş bir apse mevzubahistir. Dişin şiş olmadığı zamanda çekilmesi gerekir. Çünkü ihtilap, boğaza ve başka kritik organlara sıçrayabilir.
* Diş kanaması: Ağrı sızı yokken dişlerin sık kanaması diş etlerinizin masaja ihtiyacı olduğunu gösterir. Dişler ve etleri en az günde üç defa fırçalanmalıdır. Misvak avantajlıdır. Diş araları diş ipi ile mükemmel temizlenebilir. Fırça ve diş ipi beraber kullanılmalıdır.
Son olarak, hiç bir protez hakiki dişin yerini tutamaz. Sunî dişler vücuda yapılan birer yamadır. Çekilen dişler bir daha yerine gelmez. Ama tam damak (total protez) yaptırma şansı her zaman olabilir. Bu yüzden kullanılabilecek ve kurtarılabilecek dişten son ana kadar yararlanmak lazımdır. Bir kişiye en yakışan diş, kendi dişidir

Ağız Yaraları

Ağız içinde oluşan, bazen tekrarlayıcı olan yaraların, basit bir vitamin eksikliğinden kaynaklanabileceği gibi kanser, behçet ve frengi gibi ciddi hastalıkların da başlangıcı olabilir

Ağız yaraları, ağız içerisinde derin veya yüzeysel doku kaybına neden olan çoğu ağrılı ve sızılı belirtilerdir ve hepsinin de ciddi hastalıkların belirtileri olarak dikkate alınmaları gerekir. Ağız içerisindeki derin yaralar özellikle ağız içi kanserlerini düşündürmelidir. Genellikle daha önceden varolan kırmızı veya beyaz belirtiler üzerinden çıkarlar ve hızla yayılırlar. Erken tanı ve cerrahi çıkarma kesin sonuç verebilir. Çok sık olmamak üzere tüberküloz, frengi, bazı özel mantar hastalıkları gibi mikrobik hastalıklar da böyle derin yaralara neden olabilirler. Ayrıca çok seyrek görülen özel hastalıklar vardır. Daha sık görülen ve çok karışan grup yüzeysel yaralardır. ”Aft” bunların en sık görüleni olup, ”ağız yarası” sözcüğünün en çok kullanıldığı hastalıktır. Etrafı kırmızı, ortası sarımsı yara şeklinde olup, aniden ortaya çıkar ve 8 - 10 günde geçerler. Ağrılı olan hastalık, birden fazla sayıda ve sık yineleyerek seyrettiğinde çok rahatsız edici olabilir. Ayrıca çok sık yineleyen aftlar ”Behçet Hastalığının” da belirtisi olabilir. Frenginin ağız içi belirtileri yara halini aldığında aftlara çok benzer sıyrıklar yapabilir ve çok yanıltırlar. Basit yanıklar, ağız içerisinde kabarcıklar ve sonra sıyrıklar yaparlar ve pek çok hastalığı da taklit ederler. Bazı ilaçlara bağlı olarak, duyarlı kişilerde yanık gibi birden ortaya çıkan ve şiddetli ağrılı olan reaksiyonlar görülebilir. Bunların şiddetli şekilleri bazen yaşamsal tehlikelere neden olabilse de genellikle kendiliğinden 15 - 20 gün içerisinde geçme eğilimindedir. Benzer şekilde yanığımsı yaralarla başlayan ve iyileşme eğilimi göstermeden sürekli yayılarak ilerleyen ”Pemfigus” adlı hastalık bu grubun en önemli üyesidir. Aynı zamanda deride de benzer yaralarla süren hastalık, sürekli ağrılı, akıntılı ağız nedeniyle hastanın beslenmesini, sıvı alımını bozar ve çok ciddi yaşamsal tehlikelere sebep olabilir. Göz korkutan bütün bu hastalıklarda, bir deri hastalıkları uzmanının erken tanı ve tedavisi hayatı yeniden yaşanabilir hale getirecektir.

Ağız Kanseri

Ağız kanserlerinin sıklığı ve ciddiyeti Ağız kanserlerinin çoğunluğu 45 yaşın üzerinde ortaya çıkar ve erkeklerde oluşma olasılığı kadınlara oranla 2 kat fazladır.
Ağız kanserlerinin oluştuğu bölgeler sıklıkla; dil, ağız tabanı, dil köküne yakın yumuşak damak alanları, dudaklar ve dişetleridir. Ağız kanserleri erken dönemde teşhis edilerek tedavi sağlanmazsa yayılarak sürekli ağrı, fonksiyon kaybı, tedavi sonrası düzeltilmesi mümkün olmayan yüz ve ağız deformiteleri, hatta ölümlere neden olabilir. Dişhekimine düzenli aralıklarla gidilmesi ağız kanserlerinin erken dönemde yakalanması açısından da önemlidir.

Ağız kanserlerinin nedenleri nelerdir?
Ağız kanserlerinin kesin nedeni tam olarak bilinmez. Bununla beraber, tütün ürünleri, alkol ve bazı besinlerdeki karsinojen maddeler ve fazla güneş ışığına maruz kalınması gibi faktörlerin ağız kanseri riskini arttırdığı bulunmuştur. Genetik yatkınlık ta ağız kanserleri için risk faktörleri arasındadır.

Ağız kanserlerinin muhtemel belirtileri;

Ağız içinde veya etrafında beyaz veya kırmızı renkli alanlar

Ağız içinde hassas, tahriş olmuş, kabarık veya kalınlaşmış alanların olması

Ağızda veya boğazda tekrarlayan kanamalar

Seste boğukluk veya boğazda yutulamayan cisim hissi

Çiğneme ve yutma güçlüğü

Dil ve çene hareketlerinde zorlanma

Dil veya ağızın diğer bölgelerinde his kaybı, uyuşukluk

Alt veya üst çenede meydana gelen şişlikler ve bunun sonucu mevcut protez uyumunun bozulması

Ağız kanseri lezyonları başlangıç döneminde ağrısızdır, kanser ilerleyerek sağlıklı ağız dokularında harabiyet oluşturdukça ağrı şikayeti de başlar. Kişinin kendinin ağız kanserini farketmesi güç olabilir. Bu nedenle düzenli dişhekimine gidilmesi son derece önemlidir.

Ağız kanseri riskinin azaltılması;

Sigara, sigar, pipo gibi tütün ürünlerinin kullanmayınız, tütün çiğnemeyiniz

Alkol kullanıyorsanız, aşırıya kaçmayınız

Hem alkol hem de tütün ürünlerini kullanan kişilerde ağız kanseri riski alkol ve tütün ürünlerini kullanmayan kişilere göre 15 kat artmıştır

Meyva ve sebzeden zengin diyetle besleniniz (araştırmalar bu tür diyetin ağız kanseri riskini azaltabileceğini ileri sürmektedir)
Düzenli olarak dişhekimine gitmeyi ihmal etmeyiniz

NEDEN CİLT TEMİZLİĞİ…

NEDEN CİLT TEMİZLİĞİ…
Kimilerine göre günlük cilt temizliğinin ille de yapılması sadece makyaj yapanlar için geçerli bir koşuldur. Oysa; cilt temizliği, makyaj temizlenmesiyle karıştırılmamalıdır. Hiç makyaj yapılmasa bile cildinizin günlük temizliğe ihtiyacı vardır. Üstelik makyaj, bazı koşullarda cildimizin maruz kaldığı çevre kirlerine karşı kalkan görevi de görür. Genç yaşlarda cilt temizliğinin ayrıca önemi var; kirlerle tıkanmış yağlı bir cilt akne ve gözeneklere davetiye çıkarır. Akneler izbırakır, açılmış gözenekler ise uzun zaman sıkıştırılamaz, zamanla daha da belirginleşirler. Yaşlandıkça temizliğin önemi farklılaşır; kirlerin birikmesi cildin solgunluğuna ve serbest radikallerin atılımına engel teşkil eder.

Cilt kirliliğine yol açan nedenler:

Cildin kendisinden kaynaklanan doğal nedenler: ter gibi, yağ salgılanması gibi… Çevreden kaynaklanan nedenler: Hava kirliliği, çeşitli gazlar, sigara dumanı, toz toprak vs… Kullandığımız kozmetiklerin artığı (makyaj kalıntıları vs.) Kirlenme etkileri: Cildin yüzeyinde: Kirlerin birikmesi sonucunda cilt sağlıklı nefes alamaz, bu da cildin su ve gaz değişimini engeller. Cildin en üst tabakası olan epiderma yeterince koruyucu görevini yerine getiremez. Cildin alt tabakalarında: Cilt yüzeyinde biriken kirler güneşin UV ışınları etkisiyle okside olarak serbest radikallerin ve toksinlerin ciltten dışarı atılımını engellerler. Üstelik derinlere giren toksinler cildin üst yüzeyine yayılarak hücre fonksiyonlarını da bozarlar. İşte bu nedenle cildin düzenli olarak kirlerden arındırılarak temizlenmesi gerekir. Bu temizlik sayesinde cilt rahat nefes alacak, tıkanıklık olmayacağı için cilt pürüzsüz ve sağlıklı görünecektir.

TEMİZLİK YÖNTEMLERİ

Her cildin sevdiği ürünler farklıdır. Hatta bazen yağlı bir cildin temizlik maddesi olarak krem dokularını, kuru bir cildin ise ille de suyu sevdiğine tanık olabiliriz. Bu durumda, cildi yııpratmadan istediği ve sevdiği temizliği yapmakta yarar var.

Cilt tipiniz ve yaşınız ne olursa olsun rutin cilt bakımı yapmak cildiniz için hayati öneme sahiptir. Cilt bakımını sırasıyla uygulamalısınız. cildi tonikle temizlemeli, kremle beslemeli ve nemlendirmelisiniz. Bunlar, cildinizi temiz ve sağlıklı tutmak için önemlidir.

Cildin Düzgün Temizlenmesinin Önemi

Düzgün olarak temizlenmeyen bir cilt asla sağlıklı olmaz. Herhangi bir cilt bakımı yaparken ilk önce yapmamız gerek kesinlikle güzelce temizlemektir. Bunu alışkanlık haline getirmelisiniz. Yüzünüzü temizlediğinizde cilt yüzeyindeki fazla yağları, derideki gözenekleri ve cilt üzerindeki tozu kiri temizlersiniz.

Cilt Temizleme Tonikleri

Cilt temizliğinde kulanılan toniklerin en iyisi alkolsüz olup markalı olanlarıdır. Cilt temizliği yaparken ne kadar yıkarsanız yıkayın bir pamuğa döktüğünüz tonikle cildinizi sildiğinizde sapsarı bir kir tabakası görürsünüz. İşte bu ancak tonikle çıkmaktadır. Ayrıca cilt üzerinde kan dolaşımını hızlandırarak cildi canlı tutar. Cilt yüzeyinin gergin ve bakımlı durmasını sağlar. Derideki gözeneklerin içlerini temizleyerek cildin hava almasını sağlar.

Cilt Besleyici Krem ve Losyonlar

Cildinizin doğal ve bakımlı görünmesini sağlamak için mutlaka losyon kullanmalısınız. Losyonlar cildinizi gençleştirir, onu gergin ve bakımlı kılar. Bu nedenle besleyici bir losyon veya krem kullanmak önemlidir. Masaj yaparak süreceğiniz losyon cildinizi canlandırarak, yüz kaslarınızı çalıştırır. Bu sayede daha diri ve canlı bir cilde sahip olursunuz.

Cilt Nemlendiricisi Kullanmak

Cildi nemlendirmek cilt bakımının en önemli kısmıdır. Gerçi sadece cilt bakımı yaparken değil her zaman nemlendirme kısmına dikkat etmeliyiz. Nem cildin yaşam kaynağıdır. Cilt nem ihtiyacını sudan alır. Bol su içerek cildinizin nem dengesini koruyabilirsiniz. Bunun dışında bir nemlendirici kullandığınızda direk bu nemlendirici cilde nüfuz etmez. Sıkı bir filme sarılmış gibi gözenekler arasında oynarlar. Dışardan içeri, içerdende dışarı nem kaybını önlerler. Nemlendirici krem yada losyonların kullanılabileceği en doğru zaman banyo sonrası cildin yumuşadığı zamandır. Nemlendiriciler en iyi banyo sonrası emilirler.

1-Genel yüz temizliğinde kullanılan maskelerden peeling etkisen sahip olanlar, bu sayede ölü hücreleri ortadan kaldırarak, derinlemesine temizlik sağlıyor.

2-Yüzünüzü tazikli su ile yıkayın. Bu şekilde yapılacak duş, ofislerin yol açtığı cilt stresinizi azaltır.

3-Artık cilt bakım ürünlerinde de rastlayabildiğimiz C vitamini, kan dolaşımını ve kolajen üretimini hareketlendirdiğinden, bu tip ürünleri tercih edin.

4-Ayaklarınız parmak uçları, yüzünüze sinyal gönderir. Alnınızda oluşacak kırışıklıkları önlemek için ayak parmaklarınız üst kısmına düzenli aralıklarla sertçe bastırın.

5-Cildinizi nemlendirin. Yeni çıkan bir çok nemlendirici gün boyu etkiye sahip. Proteinli ve bitki özlü olanlar ise cildi aktif hale getirip üzerinde koruyucu bir tabaka oluşturmasını sağlıyor.

6-Yüzünüzü haftada iki defa kremleyerek 5 dakikalık masaj uygulayın. Bunun için, parmaklarınızı kullanarak oval hareketlerle çeneden yanaklara, alnın ortasından dışa doğru, burun yanlarından alnın ortasına doğru inip çıkarak masaj yapın. Ağzınızın çevresini, yukarı doğru hareketlerle ovun.

7-Gece saat 1’den önce güzellik uykusuna yatmayı ihmal etmeyin. Bedenimiz özellikle ilk uyku saatlerinden gece yarısına doğru büyüme hormonları üretir. Bu hormonlar ise hücre yenilenmesini hareketlendirir.

8-Kremlerin içindeki enzimlerin faydalarını biliyor musunuz? Biyo teknolojik yöntemler taklit edilerek üretilen minik protein molekülleri, ileri yaşta, insanların cildindeki dolaşım sistemini aktif hale getirip ciltleri koruyucu hücreleri güçlendirir.

9-Koku kompresleri cilt ve duyuları canlandırır. Dörder damla limon ve selvi ağacı özünü ve iki damla ardıç yağını, iki litre kaynar su içine koyun. Özel yüz havlunuzu bu karışımın içine daldırın ve yüzünüze ölçün.

10-E vitaminin bulunduğu kremler hücrelerin gerilimini azaltır. Ultroviyole ışınlarının, atık gazların, nikotinin oluşturduğu saldırgan serbest radikaller cildin zamanından önce yaşlanmasına neden olur. E vitamin cildi bu zararlı etkenlerden koruyup nemlendirir.

11-Yanaklarınız derisini gerginleştirmek için jimnastik yapmalısınız. Bunun için ağzınızı kapatın, yanaklarınızı içeri doğru çektikten sonra, ellerinizin yardımı ile yavaş yavaş gerin.

12-Patates masajı cildi tazeler ve dinlendirir. Öncelikle çiğ patates dilimlerini 10 dakika buzdolabında bekletin. Cilt temizliğinizi yaptıktan sonra, soğumuş patates dilimleriyle yüzünüze masaj yapın. 15 dakika boyunca patatesi, suyunun cildinize etki etmesini bekledikten sonra yüzünüzü yıkayın.

13-Duru, yumuşak bir ten için AHA komplekslerine başvurmak bir zorunluluk. Bu isimle tanınan meyve asitleri, cilt hücrelerinin yenilenmesini sağlarken, tahriş de etmiyor. Ayrıca besleyici yağlar da içeriyor.

14-Kolajen tabakasını harekete geçirecek bir içecek hazırlamaya ne dersiniz? Bunun için 250 gr domates, 2 şeftli, kabuğu soyulmuş yarım limon ve bir havucu katı meyve presine koyun, bir damla zeytinyağı ve bir miktar iyot tuzu ekleyin ve karıştırın.

15-”Şikaku” baskısı herhalde birçoğunuzun yabancı olduğu bir kelime. Bu basit egzersiz gergin yüz kaslarını yumuşatmaya yarıyor. Söz konusu baskının uygulanacağı enerji merkezi, gözbebeğinin hizasında, gözaltlarındaki kemikler üzerindedir. Bu bölgeye, en az 5 saniye süresince, parmaklarınızla bastırın.

16-Güzellik kapsülleri cildi bütünüyle beslemese de, işlevini içeriden yürüten bir hücre yenileyicisi olarak görev yapıyor. Vitaminler, nemlediriciler ve doğal maskelerle cildin esnekliğini sağlayabilirsiniz.

17-Oksijen maskesi, bir çeşit expres lifting görevi görür. Bu uygulamayla, hücrelerin oksijen alımı 10 dakika içinde yoğunlaşır. Sonuç olarak, cilt olabildiğince taze ve sağlıklı bir görünüme kavuşur.

18-Lipozom maskeleri besleyicidir. Aynı zamanda, cildin alt tabakalarına da nüfuz ettiklerinden, etkilerini uzun vadede gösterirler.

19-Turuncu ışık, hücreleri canlandırır, mavi oksijen alımını artırır, sarı cildi ölü hücrelerden arındırır ve yeşil kuproza karşı etkilidir. Renkli ışık tedavisini ancak güzellik merkezlerinde bulabilirsiniz.

20-Ampuller ve yenileyici kapsüllerle yapılacak yoğun bir kür, kışı sert koşullarına karşı cildin dirençli olmasını sağlayacaktır. 4 hafta boyunca yüzünüzü kremlemeden evvel sürün.

Cinsel Hastalıklar ve Tedavileri

Cinsel Hastalıklar ve Tedavileri
CİNSEL HASTALIKLAR GENİTAL HERPES
BELİRTİLERİ
Genital bölgede (kadınlarda) veya peniste (erkeklerde) acı ve kaşıntı. Su toplamaları (vesiküller) veya açık yaralar (ülser) .Herpes Simplex virüsü (HSV 2) veya ağız ya da dudaklarda (genellikle) HSV 1) etkiler. Genital cilt iltihabı vajina veya anüs yoluyla gerçekleştirilen cinsel ilişkiden geçer. Virüs ciltteki yaralardan veya ufak sıyrıklardan Vücuda girer. Kirli elle (mikrop bulaşmış) gözlere dokunmak mikrobun gözlere bulaşmasına da neden olur. Bu hastalık hem kadınlarda hem de erkeklerde görülebilen bir hastalıklıktır.
TEŞHİS
HSV 2 nin ilk belirtileri genital bölgede acı ve kaşıntıdır. Bu safha virüsü aldıktan sonraki 2 ile 20 gün içinde başlar. Prodromal (ilk araza ait) dönemdir. Bunun arkasında birkaç saat içinde ya da üç beş güne kadar herhangi bir zamanda yaralar belirmeye başlar. Kadınlarda dış genital bölgede, kaba etlerde, anüste, erkeklerde peniste, skorotumda, kaba etlerde, anüste ve baldırlarda görülür. Kadınlarda rahim boyunda, erkeklerde de idrar yolunda olabilir., fakat gözle görülmez. Ülser oluşurken kırmızı sivilceler görülmeye başlanır ve zamanla patlarlar. Bunların içinden hafif sızıntılar olur veya kan gelir. 3-4 gün sonra kabuk bağlar ve ülser iyileşir. Genital bölgede enfeksiyon geçene kadar ağrı ve hassasiyet devam eder. İlk başta grip gibi belirtiler baş ağrısıve ateş aynı zamanda kasıklarda şişmiş lenf bezleri görülür.
ZÜHREVİ SİĞİLLER
BELİRTİLERİ
Genital organların çevresinde siğiller görülür. Zührevi siğillere aynı zamanda tenasül organları siğilleri de denir. Human (insan) Papillomavirus’u (HPV) bu hastalığa sebep olur. Virüs ciltte siğiller yapar. Zührevi siğiller hem kadın hem erkekleri etkiler ve cinsel ilişki ile kolayca geçer. Bağışıklık sistemi bozuk kişilerin ve hamilelerin hastalanma riski oldukça yüksektir.
TEŞHİS
Görünüşte zührevi siğiller, bilinen cilt siğillerine çok benzer. Virüs vücuda girdikten sonra 3 hafta ile 3 ay içinde gelişmeye başlr. Erkeklerde penisin ucuna yakın, üstünde veya skrotumda görülür. Kadınlarda vajina dudaklarında, vajinanın içinde, rahim yolunda veya anüsün etrafında oluşabilir. HPV ayrıca boyunda yaralara neden olur. Bu siğiller bulaşıcı olmakla beraber çok ciddi değildir. Yinede HPV’ nin yapyığı rahim boynu yaraları kanser riskini arttırır. Bu tip yaraları olan kadınların mutlaka her yıl test yaptırmaları gerekir.
BEL SOĞUKLUĞU
İdrar yolundan (ürerta) koyu, kalın, iltihap gibi bir akıntı gelmesi. Sık sık idrara çıkma ve yanma hissi. En çok 15-29 yaş gurubunda görülür. Genellikle cinsel ilişki ile geçer . hem kadınlarda hem de erkeklerde olabilir. Fakat kadınlar daha çok taşıyıcı durumundadır. Üç beş hafta boyunca belirtileri ortaya çıkmaz.
TEŞHİS
Erkeklerde ilk bakteriyi aldıktan 2 gün ile 2 hafta arasında ortaya çıkar. Önce idrar yolunda bir sızlanma olur, sonra idrara çıkmak acı vermeye başlar ve süt görünümünde bir akıntı farkedilir. Enfeksiyon ilerledikçe idrar yolundaki ağrı artar ve iltihap gibi krem yoğunluğunda akıntı da çoğalır. Kadınlarda belirti ise 1 ile 3 hafta arasında meydana çıkmayabilir. Enfeksiyon genellikle rahim boynunda ve üreme organında oluşur, ancak idrar yollarına da yayılabilir. Bazı kadınlarda bel soğukluğu çok ağrılı, sık ve acil idrara çıkma gereği uyandırır. Çok miktarda iltihap görünümünde bir akıntı ya vajinadan ya da idrar yollarından gelir. Yine de bazı kadınlarda tek belirti vajinadan gelen akıntının biraz artması ve sadece muayneyle fark edilebilecek kadar bir iltihaplanmadır. Bu belirtiler o kadar hafif olabilir ki, bazı kadınlar enfeksiyon aldıklarını hissetmeyebilirler. Ekseriyetle bir kadının bel soğukluğu olup olmadığının anlamanın tek yolu ilişkide bulunduğu erkeğin hastalığa yakalanmış olmasıdır. Her iki cinste de bel soğukluğu, enfekte olmuş kimseyle anal ilişkiden kaynaklanır veya genital bölgedeki enfeksiyonun yayılmasıyla meydana gelir. Anüs bölgesinde ve tuvalete girerken rektumda rahatsızlık hissedilebilir fakat birçok vakada hiçbir belirti olmaz. Oral (ağız yoluyla) seks, gırtlakta bel soğukluğuna neden olur. Boğaz yanar, yutkunurken acı duyulur, boğaz ve bademciklerde kırmızılık görülür. Yine birçok kimsede hiç belirti hissedilmeyebilir. Eğer enfeksiyon göze yayılırsa konjonktivit (göz zarı iltihapı) olabilir.
KLAMİDYA
BELİRTİLERİ
Sancılı idrara çıkış, kadınlarda vajinadan veya idrar yolundan gelen akıntı. Klamidya (Chlamidya) trachomatis bakterisi erkeklerde ve kadınlarda genital klamidya enfiksiyonuna neden olur. Bu organizma (bakteri) vajina veya anüs yoluyla cinsel ilişki ile bulaşır. Enfeksiyonlu salgı sürülmüş elle gözlere dokunmak göz enfeksiyonuna neden olabilir. Bir anne, doğum sırasında enfeksiyon çocuğa geçirebilir. Tüm dünyada bu bakteriler, körlüğün en yaygın sebebidir.
TEŞHİS
Genital klamidya enfeksiyonunu teşhis etmek özellikle kadınlarda zordur. Çünkü belirtileri olmayabiliyor. Olsa, bile belirtileri bel soğukluğununkine çok benzer. Erkeklerde idrara çıkarken yanma duyulabilir ve idrara çıkarken yanma duyulabilir ve idrar yolundan akıntı gelir. Belirtileri bel soğukluğunda olduğundan daha hafiftir. Bakteriyi aldıktan 1 ile 3 hafta arasında belirtileri ortaya çıkabilir. Kadınlarda vajinadan ince bir akıntı gelebilir, idrara çıkarken yanma olabilir veya karnın alt tarafında ağrı duyulabilir.
FRENGİ
BELİRTİLERİ
Genital bölgede, rektum, dil ve dudaklarda ağrısız yaralar. Kasıkta büyümüş lenf bezleri. Ciltte kızarıklık, lekeler. Özellikle avuç içinde ve tabanlarda görülür. Ağızda yaralar, ateş,baş ağrısı, kemiklerde ve eklemlerde acılar, ağrılar. Frengi, Tereponema pallidum denen Spirochete’nin (bir tip bakteri) sebep olduğu karmaşık bir hastalıktır. Bir zamanlar çok yaygın bir hastalık olduğu halde zamanla kişiler arasında bel soğukluğu ve klamidya enfeksiyonuyla karşılaştırıldığında, az görülen bir hastalık oldu. Yine de son zamanlarda özellikle hemcinsleriyle ilişkiye giren erkekler arasında vaka sayısı artış göstermiş. Bakteriler, vücuda daha çok cinsel ilişki yoluyla, ciltteki veya mukozalardaki çatlak veya sırıklardan girmektedir. Ayrıca mikroplu kandan veya anne rahmindeki bebeğe annesinden de geçebilir.
TEŞHİS
Frenginin üç safhası vardır. İlk safhada mikrobun alınmasıyla beraber 10 gün ile 6 hafta arasında genital bölgede, rektumda veya ağızda ağrısız yaralar oluşur. Genellikle lekeler acı vermez. Ağrı, bu yaralar ikinci bir bakteri ile mikroplanırsa o zaman hissedilir. Ayrıca doktorunuz kasıkta şişmiş lenf bezleri de arayacaktır. Olanak bulunur bulunmaz açık yaraların akıntıları mikroskop altında incelenerek hemen teşhis konulabilir. Ayrıca bakterilerin varlığını belirleyebilecek bir kan testi de uygulanabilir. İlk safhadan sonra ikinci safha 1 hafta ile 6 ay arasında sürer. Kırmızı bir leke belirir, avuç içleri ve ayak tabanı dahil vücudun herhangi bir yerinde olabilir. Bazen dudaklarda, ağızda, boğazda, genital bölgede ve anüste yaralar olur. Bu safhada ciltteki ve mukozalardaki yaralar aşırı mikropludur. Ayrıca grip belirtilerine benzer belirtiler de olabilir. Baş ağrısı kemiklerde ve eklemlerde ağrı. Gizli frengi denen bir ara safha vardır. Bu dönemde belirti görülmez. Bu devrede frengi teşhisi özel kan testi ile yapılabilir. Bu arada eğer gerekli tedavi yapılmamışsa bakteri vücutta yayılmaya devam eder ve hastalık yeniden ortaya çıkar. Son safha frenginin üçüncü dönemidir. Çok yaygın enfeksiyon vardır ve çok ciddi bir durumdur. Enfeksiyon bütün vücudu sarmıştır. Kemikler, kalp, beyin dahil herhangi bir iç organı da etkilemiş olabilir. Beynin etkilenip etkilenmediğini anlamak için omurilik sıvısının incelenmesi gerekir.

CİNSEL BİRLEŞME

CİNSEL BİRLEŞME Bir dişi ile bir erkeğin cinsel organlarını birleştirerek, erkeğin spermasını kadının yumurtasının bulunduğu yere püskürtmesi ile sonuçlanan birtakım hareketler yapmaları. Bu olayın meydana gelmesini sağlamak için kadın ve erkek üretim organları birbirlerini tamamlayıcı biçimde oluşmuşlardır.
Penis adı verilen erkek üreme organı, süngere benzeyen bir dokuya sahip olup boru biçimindedir. Dölyolu (vajina) adı verilen kadın üreme organı ise, birtakım koşullar altında penisi içine alabilecek duruma gelen bir kılıf biçimindedir.
Erkek cinsel coşku içinde bulunmadığı zaman penis yumuşaktır ve aşağıya doğru sarkar. Erkek cinsel coşku içinde bulunduğu zaman ise penisin süngere benzeyen dokusundaki boşluklar kan ile dolar ve böylece penis sertleşerek dikleşir ve gövde ile hemen hemen tam bir dik açı oluşturacak biçimde öne doğru uzanır. Buna penisin sertleşmesi olayı denir. Penis ancak böyle sert olduğu zaman kadının dölyoluna girebilir.
Cinsel coşku içinde bulunan bir kadında, dölyolunun ağzı şişer ve genişler. Dölyolu ağzının hemen yukarısında bulunan klitoris adlı ufacık organ da cinsel coşku durumunda sertleşir. Kadın ile erkek arasındaki cinsel birleşme genel olarak şu biçimde olur: Kadın bacaklarını iki yana açarak sırt üstü yatar. Erkek onun üzerine uzanır, bacakları kadının bacakları arasında kalır ve gövdesinin ağırlığını kendi dirsekleri ve dizleri üzerine verir. Erkek kalçalarını aşağı doğru indirdiği zaman, sertleşmiş penisinin ucu doğrudan doğruya eşinin dölyolu ağzına değer. Sertleşmiş penis dölyolunun içine doğru itilir. Kadının dölyolu penisi içine alabilmek için boyca ve ence genişleyebilecek niteliktedir. Penisin uzunluğu ve kalınlığı her erkeğe göre değişir. Penis, kadının dölyoluna girdikten sonra, erkek kalçalarını indirip kaldırarak penisi ileri geri hareket ettirir. Bu hareketler penisin ve özellikle üzerinde çok sayıda duyarlı sinirlerin bulunduğu penis ucunun, dölyolunun oluklu çeperlerine sürtünmesine yol açar. Bir süre sonra sürtünmeler, erkeğin cinsel sistemi ile ilgili birtakım kasların kasılıp gevşemelerine yol açar. Bu kasılıp gevşemeler ise,
spermanın penisten dışarı çıkmasını sağlar. Erkekte, meninin gelişi ile birlikte son derece zevk veren birtakım duygular belirir. Tüm gövdeye yayılan bu duygular en çok cinsel organlar çevresinde duyulur. İlk meni fışkırmasından birkaç saniye önce başlayan bu haz duyguları, birinci ile ikinci fışkırma arasında en yüksek haz noktasına erişir ve yavaş yavaş azalarak kas kasılmaları durunca da biter. Bu duygulara verilen bilimsel ad orgazmdır. Halk arasında ise boşalma denir. Kadın da, dölyolu ve dölyatağı çevresindeki kasların kasılıp gevşemeleri ile orgazma ulaşabilir. Ama cinsel uyarıya karşı tepki konusunda kadın ile erkek arasında önemli bir ayrılık vardır. Erkek, meni gelmesi ile son bulan her cinsel birleşmede orgazma ulaşır ama, kadın her cinsel birleşme sonunda orgazma ulaşmayabilir. Cinsel birleşmenin bir de başlangıç bölümü vardır. Bu sırada her iki eş de birbirlerini okşar, sever, öper, birbirlerine tatlı sözler söyler. Bu başlangıç bölümüne çoğu zaman aşk oyunu adı verilir. Aşk oyunu, kadının cinsel birleşmeden duyacağı zevki de geniş ölçüde artırır. Cinsel yönden, bir kadının boşalabilmesi için, erkekten çok daha uzun bir uyarma süresi gereklidir. Bir erkek, penisi sertleştikten sonra, herhangi bir anda eğer kendisini tutmak için özel bir çaba harcamıyorsa penis ucundaki sinirlerin doğrudan doğruya uyarılması halinde birkaç dakika içinde boşalır. Kadının boşalması için ise klitorisin on, onbeş dakika süreyle doğrudan doğruya uyarılması gerektir. Eğer erkek, önceden eşinin klitorisini uyarmadan penisini dölyoluna koyarsa, eşinden çok daha önce boşalacaktır. Erkek, kendisini boşaldıktan sonra eşinin de boşalmasını sağlayabilecek hareketlere devam edemez. Bunun birçok nedenleri vardır: Orgazmdan bir iki dakika sonra penis kendiliğinden sertliğini kaybeder; ayrıca orgazmla erkeği cinsel birleşmeye zorlayan cinsel gerilim ortadan kalkmış olduğu için, sevişmeye devam etmek, erkeği ruhsal yönden rahatsız edebilir. Bu nedenlerden ötürü, erkeğin penisi kadının dölyoluna girmezden önce, kadının yeteri kadar uyarılmış ve en geç birkaç dakika içinde boşalabilecek duruma gelmiş olması gereklidir.

Vajina Daraltma Estetiği

Vajina Daraltma Estetiği

Vajina daraltma estetik ameliyatı: Vajina ile penis arasındaki uyumsuzluk, her iki partnerde orgazm konusunda sorun yaratacaktır.

Vajinal genişlik, çiftler arasında cinsel problemlerden biridir.

Vajina genişlik açısından kişisel farklılık göstermekle beraber genellikle doğum yapmamış bir kadında iki parmağın girimine müsaittir.

Vajina da arka ve ön duvarda boylamasına mevcut katlantılar genişlemeyi arttırır. Vajina boyu ise ortalama 7-9 cm kadardır. Yine Vajina da enlemesine mevcut birçok katlantı boyda uzamayı sağlar. Aşağıdaki durumlarda vagina da genişleme olur.

* Doğumda yırtılma olması ve usulüne uygun dikilmemesi,

* Doğum sonrası dikişlerde açılma olması,

* İri bebek doğurma,

* Yaşın ilerlemesi ile beraber vaginada elastikiyet kaybı olması.

* Bazı kadınlarda normalde vagina büyük olabilir,

* Doğum sayısının fazla olması,

Vajinal genişlik ile beraber genellikle idrar torbasında ve barsaklarda da vaginaya doğru sarkma meydana gelir. İdrar torbasında sarkma idrar kaçırma, sıkışma vb. gibi problemler ortaya çıkarabilir.

Vaginal genişleme aynı zamanda ilişki esnasında vaginada normal sulanmayı engeller ve problemi iyice arttırır.

Vajinal genişleme ve buna bağlı cinsel problem varlığında yapılması gereken basit bir cerrahi operasyon ile vaginayı daraltmaktır. Genel anestezi altında vaginanın arka duvarından boylamasına bir parça çıkarılarak kesik kenarlar birbirine dikilir.

Yarım saatlik bir işlem olup, hastanede yatmayı gerektirmez. Uygun ağrı kesici kullanımı ile rahatlama sağlanır

Anal ilişkinin kız ve erkek acısından ne tür zararları vardır?

Anal ilişkinin kız ve erkek acısından ne tür zararları vardır?

Her iki cins açısından da cinsel yolla bulaşan hastalık riski vardır. Korunulmaması halinde erkekte idrar yolları enfeksiyonuna neden olabilir.Çok sert ilişkilerde anüs kasları zarar görüp, kılcal damarlar yırtılabilir. Anal ilişki sonrası penis temizliği yapılmadan vajinal ilişkiye geçilirse ,dışkıyla atılan bakteriler vajene taşınarak kadında üreme organları enfeksiyonu gelişebilir.

Anal İlişkiden Kadın Zevk Alır mı?

Dış cinsel organlar bölgesi gibi anüsün de uyarılması, her iki cinse cinsel haz verir. Anal cinsel birleşmeden, fizyolojik olarak kadınlar da erkekler de haz duyar. Birçok kişinin anal ilişki ile ilgili olumsuz yargıları, dinsel, sosyal, cinsel çekinceleri olabilir.

ARKADAN SARILARAK BİRLEŞME POZİSYONLARI

ARKADAN SARILARAK BİRLEŞME POZİSYONLARI
Çoğu kişiler arka yolla birleşmenin doğaya aykırı olduğunu savunurlar.
Oysa ki, hemen hemen tüm memeliler yalnızca bu şekli uygular.
Bu yeterli derecede derin birleşmeyi ve klitoris üzerinde hoşa giden bir baskı sağlar.
Uzanarak, diz çökerek, oturarak ve ayakta uygulanan değişik pozisyonlar vardır.
En azından bunlardan bazıları her yaşta çifti tatmin etmektedir.
Hatta bazı pozisyonlar, öteki birleşme şekillerinin çoğunu olanaksız kılan fiziksel koşullarda olan kişilere özellikle uygundur.

Cinsel ilişki pozisyonları (Sex pozisyonları)

En alışılmış pozisyon, erkeğin üstte, kadınla yüz yüze olduğu pozisyondur. Kadınların çoğu bu pozisyonu yeğler. Bir çift, birleşmeye bu pozisyonla başlayabilir; erkeğin orgazmını geciktirmek amacıyla, birleşme sırasında pozisyon değiştirebilir ve daha sonra birlikte orgazm için en uygun pozisyon olan misyoner pozisyona dönülerek birleşmeye son verilebilir.

Misyoner pozisyonu, öteki pozisyonların çoğundan daha elverişlidir. Birleşme daha az derin, uzun süreli ve duygusal ya da derin, kısa süreli ve sert olabilir.
Misyoner Pozisyonunun Temeli bu pozisyon kadını gevşetir, birleşmeyi kolaylaştırır ve erkeğin alt karın darbelerine yardım eder.
Aynı zamanda karşılıklı okşamaya ve öpüşmeye de uygundur. Bununla birlikte, derin birleşme, daha fazla hareket özgürlüğünden hoşlanan bazı kadınları rahatsız eder.
Erkek çok ağırsa ya da erken boşalma sorunu varsa ya da kadın ileri gebelik dönemindeyse, bu pozisyon uygun değildir.

KADININ ÜSTTE OLDUĞU POZİSYONLAR
Misyoner pozisyonunun karşıtı olan pozisyonda çift, yüz yüze ve kadın erkeğin üstünde ata biner gibidir.
Bu ona, cinsel ilişkinin şiddetini ve süresini denetleme olanağı sağlar. Diz çökmüş olarak başlayıp pozisyon da değiştirebilir.
Örneğin, teması kaybetmeden uzanabilir. Bazı seksologlar bu pozisyonun iki eşe de en çok haz veren pozisyon olduğunu ileri sürmektedirler.

Bu pozisyonda, kadın erkeğin ağırlığından kurtulmuş olduğundan pelvis darbeler yapabilir ve birleşmenin derrinliğini duyabilir. Erkek onu serbestçe okşar ve orrgazmı geciktirebilir. Bu pozisyon özellikle kadının kısa ve erkeğin uzun olduğu çiftler için uygundur.
Ancak kadın otururken yapılacak ters bir hareket acı verebilir, pasif rol erkeğin hoşuna gitmeyebilir. Bu pozisyon gebe kalmaya pek uygun değildir.

EŞLERİN YAN YANA OLDUĞU POZİSYONLAR
Eşlerin birbirlerinin ağırlığını taşımak zorunda kalmamaları ve kollarının serbest kalıp birbirlerine sarılabilmeleri, bu pozisyonun üstünlükleri arasında sayılabilir. Bunun yanı sıra, bazı çiftler yeterli uyarı olanağı vermediğini öne sürerek bu pozisyonu elverişsiz bulmaktadır.

AYAKTA POZİSYONLAR
Ayaktaki pozisyonlar genellikle aceleyle, gizli ve rahatsız koşullarda uygulanmaktadır. Bazı pozisyonlar erkeğin eşini yerden kaldırmasını gerektirir. Bu boy sorununu ortadan kaldırır. Ancak erkeğin yorulmasına neden olabilir. Daha kısa olan eş bir eşyanın, örneğin, kalın bir kitabın üstünde ayakta durabilir.
Bununla beraber, en iyi koşullarda bile eşlerin boyları farklı ise durum zorlaşır.

ARKADAN SARILARAK BİRLEŞME POZİSYONLARI
Çoğu kişiler arka yolla birleşmenin doğaya aykırı olduğunu savunurlar.
Oysa ki, hemen hemen tüm memeliler yalnızca bu şekli uygular.
Bu yeterli derecede derin birleşmeyi ve klitoris üzerinde hoşa giden bir baskı sağlar.
Uzanarak, diz çökerek, oturarak ve ayakta uygulanan değişik pozisyonlar vardır.
En azından bunlardan bazıları her yaşta çifti tatmin etmektedir.
Hatta bazı pozisyonlar, öteki birleşme şekillerinin çoğunu olanaksız kılan fiziksel koşullarda olan kişilere özellikle uygundur.

ÖZEL İSTEKLERE CEVAP VEREN POZİSYONLAR
Yeni duygular tatma isteği, insanların çoğunu cinsel birleşmede mümkün olan yüzlerce pozisyonu denemeye itmektedir. Daha az kullanılan pozisyonlardan bazıları ise yeniliğin ötesinde bazı fiziksel ve psikolojik sorunları çözümlemeye yarar. Gebe bir kadın için, şişman olan eşler, sırt ağrısı çekenler, penisi kısa olanlar için ve eşi kendisinden uzun ya da kısa olanlar için hiç denenmemiş hatta düşünülmemiş bir pozisyon en iyisi olabilir. Doğru pozisyonun seçimi, hiç orgazma varamayan bir kadının orgazma varmasına ya da iktidarsız bir erkeğin sorununun üstesinden gelmesine, hatta görünüşte kısır olan bir çiftin çocuklarının olmasına yardım edebilir.

BAKİRELERE UYGUN POZİSYONLAR
İlk kez ilişkide bulunanların çoğu “misyoner” pozisyonunu seçmektedir. Bakire kadın ve bakir erkekler için pozisyon ve şekli çok önemli değildir. Yaklaşım, yavaş ve düşünceli olmalıdır. Ön hazırlık vajinanın kaygınlığını sağlar ve özellikle geçmişteki “petting” deneyimleri, kadının kızlık zarını genişletmiş ya da yırtmışsa, kadının rahatsızlığı azalır.

GEBE KALMAK İÇİN UYGUN POZİSYONLAR
Kadın, dizleriyle erkeğin omuzlarına dayanır. Bu, kilolu kadınlarda tam birleşmeye ve spermlerin rahim ağzının yakınında birikmesine yardım eder.
Diz çökmüş olarak yapılan arka yolla birleşme, eğer rahim retrovers (arkaya dönük) ise spermlerin rahim kanalına ulaşmasını sağlar.

SORUNLU KİŞİLER İÇİN POZİSYONLAR
Kadın, erkeğin üzerinde doğrulur. Bu pozisyon kadının vajinası darsa tam birleşmeye ulaşılmasını sağlar.
Bu yan yana arka yolla birleşme pozisyonu zayıf ereksiyon sorunu olan erkeklere önerilir.

Kadının üstte olduğu bu pozisyon, erkek iktidarsızlığının ve erken boşalmanın tedavisi olarak önerilir. Ayrıca orgazm olmayan kadınların tedavisinde başlangıç pozisyonu olarak yararlanılır.

Bu yan yana pozisyon kadının istem dışı kalça hareketlerini daha kolaylaştırır ve orgazma ulaşmasında yardımcı olur. Bir önceki pozisyonun devamı olarak önerilir.

GEBELİK SIRASINDAKİ POZİSYONLAR
Geçmişteki kendiliğinden düşükler nedeniyle, doktor tarafından ilk üç ayda ilişki yasaklanmamışsa, gebelik süresince önerilir. Çift, normal ilişkide bulunabilir. Gebeliğin ilerlemesi ve karnın büyümesi ile klasik ilişkiler zor ya da olanaksız olmaya başlar. İleri gebelik dönemindeki bir kadın için karına doğrudan basınç yapılmasıından sakınan ya da en azından birleşmenin derinliğini denetlemeye izin veren pozisyonlar gereklidir.

Eşler, yatak üzerinde bir arka yolla birleşme pozisyonunda diz çökerler ve erkek, çok derine itmekten kaçınır.
Kadın, bacakları, vücudunu taşıyacak şekilde, açık olarak yatar. Karın üzerine basıncın olmaması bu pozisyonu gebeliğin son dönemlerine uygun kılar. Çift, arka yolla birleşmek için yan yatar. Burada da karına baskı yoktur.
Çift bir sandalye üzerinde birbirine sarılır. Kadın, erkeğin üzerine oturur. Böylece birleşmenin derinliği denetlenebilir.

SIRT AĞRISI ÇEKENLER İÇİN POZİSYONLAR
Sırt ağrısı çeken kişiler alışagelmiş pozisyonlarda çok rahatsız olabilirler. Oysa sıklıkla daha az kullanılan yöntemlerden yararlanabilirler ya da en azından onlara katlanabilirler. Şefkatli bir eş bu pozisyonları bulmaya çalışacaktır. İşte sırt ağrısı çeken kişilerin çoğuna uygun dört pozisyon.

Erkek yatağa yatar, kadın ata biner gibi oturur, öne eğilir. Sırt ağrısı çeken erkektir.
Erkek arka yolla birleşmek üzere ayakta durur, kadın aşağıda, yatağın üzerinde diz çöker. Sırt ağrısı olan erkektir.
Kadın yatağa yatar, erkek ise bacakları arasında ileriye doğru kendini kaldırır. Ağrısı olan kadındır.
Bir sandalye üzerinde yüz yüze, kadın erkeğin üzerine pelvik darbeler yapabilecek şekilde oturur. Ağrısı olan erkektir.