26 Haziran 2009 Cuma

Verem (tüberküloz) Nedenleri - Verem (tüberküloz) Tedavisi

Verem (tüberküloz) Nedenleri - Verem (tüberküloz) Tedavisi
VEREM (TÜBERKÜLOZ) NEDİR?
Verem, mycobacterium tuberculosis(Koch basili) adındaki bir bakterinin neden olduğu bulaşıcı, iltihabi bir hastalıktır. Bu hastalığın etkenini 1882 yılında Robert Koch adında alman bilm adamı bulmuştur. Çoğunlukla akciğerlerde ortaya çıkan bu hastalık nadir de olsa diğer organları tutabilir. Genelde akciğer veremi olarak bilinir. Bu bakteri vücuda girdikten sonra hemen hastalık oluşturmayabilir. Vücut direncinin düşmesi gibi çeşitli sebeplerden dolayı bu bakteri daha sonra vereme neden olabilir.
Verem hala bütün dünyada tıbbi ve ekonomik imkanı yetersiz olan insanlar arasındaki başlıca ölüm nedenidir. Bu bakterinin dünyada 1.7 milyar insanda bulunduğu ve her yıl 3 milyon insanın bu yüzden öldüğü tahmin ediliyor. Her yıl 10 milyon civarında yeni verem hastaları ortaya çıkmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü tüm ölümlerin yüzde 6'sının veremden kaynaklandığını tahmin etmektedir.

VEREM NASIL BULAŞIR?
Verem, genelde solunum yoluyla bulaşan bir hastalıktır. Bu yüzden verem mikrobu da çoğunlukla akciğere yerleşir. Vücut savunması yetersiz kaldığında ve bakteri akciğere yerleştiğinde burada yara oluşumu gerçekleşir. Bu sırada bakteri çoğalmaya devam eder. Nefes alıp verirken olmasa da hapşururken veya öksürürken bu bakteriler dış ortama geçer. Dış ortama geçen bakteri kapalı ortamlarda başka kişilerin nefes almasıyla akciğerlerine geçer. Böylece verem mikrobu diğer kişilere de bulaşmış olur. Bazen hemen vereme sebep olur bazen de vücut direnci yerinde olduğunda bağışıklık sistemi hücrelerince tutulur. Eğer bağışıklık sistemi zayıflarsa ki bu durumda kendimizi çok güçsüz hissederiz, verem hastalığı ortaya çıkar. Hastalık ilerlerse kişinin balgamında verem mikrobu bulunur. Bu kişiyle temas hastalığın bulaşmasına neden olabilir. Bir diğer bulaşma yolu ise pastörize edilmemiş sütlerle beslenenlerde görülür. Gelişmiş ülkelerde pek görülmese de inek sütü ile beslenen, iyi kaynatılmamış ya da pastörize edilmemiş sütlerin içilmesi sonucu ortaya çıkar.

VEREM HASTASINDA GÖRÜLEN BELİRTİLER NELERDİR?
Verem hastalığının belirtileri sadece bu hastalığa özgü değildir. Bir çok akciğer hastalığında bu belirtiler görülebilir. Verem hastalarında en çok görülen belirti öksürüktür. Öksürük sırasında hasta balgam çıkarabilir. Balgam çıkarma ve kan gelmesi hastalığın kronikleşmiş olabileceğinin bir göstergesi olabilir. Fakat hastalığın başlangıç döneminde nadir de olsa bu durum gözlenebilir. Halsizlik, iştahsızlık, kilo kaybı, öksürük ve gece terlemesi hastalığın ilk belirtileridir. Kişi genelde bu durumun verem olabileceğini düşünmez. İlerlemiş verem hastalığında akciğerdeki hasar sonucu nefes almada güçlük çekilebilir. Hastanın ateşi artar.

KİMLER RİSK ALTINDA?
Günümüzde en riskli kişiler aids hastalarıdır. Bu durumda vereme yakalanma riski artmaktadır. Ekonomik seviyesi düşük, sağlık ihtiyaçları yeterince karşılanamayan kişilerde vereme yakalanma daha sık görülür. Beslenme verem hastalığının önlenmesinde çok önemlidir. Maddi imkansızlıklar yüzünden dengeli ve yetersiz beslenen kişilerde görülme ihtimali fazldaır. Bu genelde sosyoekonomik düzeyi düşük gelişmekte olan ülkelerde ortaya çıkan bir problemdir. Kalabalık ortamlarda bulunma, şehir hayatı risk faktörlerindendir. Bunun yanında yapılan çalışmalar ırklar arası farkın da verem hastalığında etkili olduğunu göstermektedir. Kan grubu AB olanlar, 0 olanlara göre vereme daha çok yakalanmaktadir. Alkol kullanımı verem riskini 10 kat arttırır. Ayrıca şeker hastalığı, çok stresli bir yaşam, kanser bu hastalığın oluşmasında etken rol oynamaktadır.

VEREM NASIL TEŞHİS EDİLİR?
Bazı belirtiler iki haftadan fazla sürüyorsa yapılan ilk muayene sonrası hastadan bazı tetkikler istenir. Bunlardan en önemlisi balgamın incelenmesidir. Balgam incelenerek verem mikrobu olup olmadığı araştırılır. En uygunu ise sabah aç karnına çıkarılan balgamdır. Yeterli olmazsa bir gün boyunca çıkarlan balgam incelenir. Belirtiler var fakat balgam incelenmesinde bu bakteri görülemiyor ise akciğer grafisi çekilir. Yapılan bazı kan tahlilleri sonucu verem teşhisi konabilir. Sabah hasta kalkmadan alınan mide suyunun incelenmesi de verem teşhisinde kullanılan bir yöntemdir. Çok nadir durumlarda ise balgam alınır ve besiyerinde verem mikrobu olup olmadığını anlamak için üremeye bırakılır. Eğer bakterilerin üremesi görülüyor ise verem teşhisi konabilir.

VEREM TEDAVİSİ
Verem hastalığının tedavisinde kullanılan yöntem ilaç tedavisidir. Fakat hastanın da yapması gerekenler vardır. Beslenmeye dikkat etmeli, bağışıklık sistemini güçlü tutmalı (C vitamini bunun için çok önemlidir) ve iyi dinlenmesi gerekir. Verem tedavisi uzun sürelidir ve doktor gözetiminde olmak gerekir. Doktor isterse tedavi süresini uzatabilir. İlaçlar genelde birden fazladır. Çünkü bakteriler tek bir ilaca karşı direnç gösterebilirler. Unutmamak gerekir ki erken tani ve dolayısıyla tedaviye çabuk başlamak çok önemlidir. Böylece hastalığın başkalarına bulaşmasının önüne geçilir ve iyileşme süresi kısalır.

VEREMDEN KORUNMA YOLLARI NELERDİR?
Veremden korunmak için artık günümüzde aşı kullanımı yagındır. 2 aylıkken ve 7 yaşında verem aşısı uygulanır. Çevresinde veya ailesinde verem hastası olanlar kontrol altında olmalı, gerekli tetkikler yapılmalı hatta hastalığın bulaşmaması için bir müddet ilaç kullanabilirler. Düzenli yaşam, sigara, alkol, madde bağımlılığının bırakılması, temizliğe önem vermek, yeterli beslenme hastalığın kontrol altına alınması ya da başlamaması için önemlidir. Verem hastalığı geçirmiş birinin tekrar olmaması diye bir durum söz konusu değildir. Aynı önlemleri o da almalı ve hayatına dikkat etmelidir. Verem bütün toplumu tehdit eden bir hastalıktır. Bu konuda çevremizi bilgilendirmek, verem hastalarına destek olmak, tedavi olmasına teşvik etmek hepimizin görevidir.

Karaciğer Kanseri Tedavisinde Termoterapi Yöntemi

Primer karaciğer kanseri, tüm dünyada en sık görülen tümörlerden biridir. Değişik tipleri arasında, karaciğer hücrelerinden (hepotositler) gelişen ve "hepatocellüler carcinoma-HCC" veya "hepatoma" adı verilen kanser, % 80'ini oluşturur. ABD'de az görülmesine karşılık Asya ve Afrika'da çok sık görülür. Oluşumunda siroz (alkol), Hepatit B_ve C enfeksiyonları önemli rol oynar. Herhangi bir nedenle siroz gelişmiş olan hastaların yıllık HCC gelişme riski % 3-5'dir. Ayrıca küflenmiş gıdalarda (özellikle baklagiller) bulunan Aflotoksin de hastalığın ortaya çıkmasında önemli bir nedendir.
Tanı konması genellikle güçtür. Karın sağ üst kısmında ağrı, bitkinlik hissi ve kilo kaybı en sık görülen klinik belirtilerdir. 1/3'ünde sarılık görülür. Karaciğer sirozuna bağlı, karında sıvı toplanması, dalak büyümesi ve sindirim sisteminden kanamalar olabilir.
Karaciğerin Ultrasonografik, Bilgisayarlı tomografi (BT) veya MR incelemeleri ile tanı konulma olasılığı yüksektir. Özellikle portal veya anjiyografik BT ile yapılan incelemeler çok daha yararlı sonuçlar verir. Karaciğer biyopsisi ve % 70 hastada yükselmiş bulunan "alfa-fetoprotein-AFP" tanıyı kesinleştirir. AFP tanı için spesifik olmamakla beraber, kronik karaciğerer hastalığı olanlarda bu testin giderek artması HCC' yi akla getirmelidir.

Akciğer Kanserini Önleyici ve Tedavi Edici Formül

Akciğer Kanserini Önleyici ve Tedavi Edici Formül

Yarım litre suyu kaynatın. Kaynayan suyun içine bir tutam
ebegümeci (yaklaşık olarak 4-5 gram) ve bir tutam da ısırgan (yaklaşık 4-5 gram) atınız.

Hafif ateşte ağzı kapalı olarak 4 dakika haşlayınız. Ilındıktan sonra
mutlaka süzerek bitkileri ayırınız. Aç karnına sabah ve akşam bir çay bardağı içiniz.

Aç karnına içtikten en az yirmi dakika sonra yemek yemeye başlanabilir. Önleyici kür olarak haftada 3-4 gün uygulanır ve bir ay devam edilir.

Yılda en az iki defa uygulanır. Kanserli hastalarda ise üç ay boyunca hergün hiç ara vermeden günde bir su bardağı içilerek devam edilir.

Üç ay tamamlandıktan sonra 15 gün ara verilir ve tekrar 3 ay boyunca bir gün atlayarak bir su bardağı içilir. Daha sonraki günlerde zaman zaman uygulanır.
Dikkat:
Her iki bitkinin de aynı şartlarda kullanılması gerekir. Ya her ikisi de kurutulmuş veya her ikisi de taze olarak kullanılmak zorundadır. Birini taze olarak, diğerini kurutulmuş olarak kesinlikle kullanmayınız.
Kullanma aşağıdaki şekilde olmalıdır:
Birinci hafta bir gün arayla, sabah ve akşam aç karnına
İkinci hafta iki gün arayla, sabah ve akşam aç karnına
Üçüncü hafta üç gün arayla, sabah ve akşam aç karnına
Dördüncü hafta dört gün arayla, sabah ve akşam aç karnına
Beşinci haftadan itibaren haftada bir defa sabah ve akşam aç karnına birer çay bardağı içilecek.
Önemli uyarı: Hekiminizin verdiği ilaçlar var ise mutlaka kullanınız. Buradaki uygulamayı bir destekleyici olarak kullanınız. Bilmeniz gereken nokta kullanacağınız bitkilere karşı alerjinizin olup olmadığıdır. Bu konuda hekiminizin görüşünü alınız. Hekime gitmeden ve teşhis koydurmadan şikayetiniz ne olursa olsun, buradaki bilgiler ile kendi kendinizi tedavi etmeye kalkışmayınız. Buradaki bilgilerin kesinlikle bir hastalığı teşhis amacı yoktur.
Prof. Dr. İbrahim Saraçoğlu

Osteoporoz Tedavisi

Osteoporoz, kemik kütlesinde azalma ve kemik kırılganlığında artış ve kırığa yatkınlık ile karakterize bir hastalıktır. Bu durum için önlem alınmaz veya tedavi edilmezse hastalık kemik kırılana kadar ilerleyebilir. Kemik kütlesi çocukluk ve ergenlik döneminde artış gösterir, 30-40 yaşlarında doruk noktasına ulaşır ve yaşlanmayla birlikte giderek azalır. Kadınlar erkeklere göre daha az kemik kütlesine sahiptir ve menopozu takiben beş yıl içinde hızlı bir şekilde kemik kaybederler. Yaşla ilgili kayıp yılda ortalama %1’dir. Yaşam boyu kadınlar kemik kitlesinin %30-40’ını, erkekler %20-30’unu kaybederler.

Domuz Gribi Nedir - Nasıl Bulaşır

Domuz Gribi Nedir - Nasıl Bulaşır

Domuz gribi nedir?


Meksika'yı etkisi altına alan ve başka ülkelere de yayılmaya başlayan domuz gribi hakkında bilinenler...


AA


PARİS - Merkezi Cenevre'de bulunan Dünya Sağlık Örgütü'nune (WHO), gribin, kuş gribinin 2003'te tekrar belirmesinden bu yana en geniş çaplı yaygın hastalık riskini taşıdığını açıklaması, tehdidin boyutunu gösteriyor. Örgüt, domuz gribi virüsünün evrim geçirip çok daha tehlikeli hale gelebileceği uyarısında bulunmaktan da kaçınmadı.
Dünya genelinde sağlık yetkililerini alarma geçiren domuz gribi, bir solunum hastalığı. Virüs insanlara domuzlardan solunum yoluyla bulaşıyor. WHO'ya göre domuz yiyerek virüs kapma olasılığı bulunmuyor. Domuz gribi domuzdan insana ve insandan insana bulaşabiliyor. İnsandan insana, hapşırık, öksürük ve hatta ele bulaşması halinde tokalaşma yoluyla bulaşabilen domuz gribine karşı doğal bağışıklığımız bulunmuyor. Bilgisayar klavyesi gibi virüslü bir yerle temas ettikten sonra burna ve ağıza dokunulması da hastalığın yayılmasına neden olabiliyor.
Hastalığa A tipi H1N1 adlı virüsün daha önce hiç görülmemiş bir türü yol açıyor. Bu tür, insan, domuz ve kuş gribi virüslerinin karışımından oluşuyor. Domuz gribinin belirtileri bildiğimiz grip vakalarından pek farklı değil: Kuru öksürük, ani ateş, boğaz ağrısı, eklem ağırıları, üşüme, bitkinlik ve baş ağrısı. bunların dışında, aşırı kusmaya ve ishale neden olabiliyor. Yaygın grip tipleri, genelde yaşı ilerlemiş insanları hedef alırken domuz gribinde ölümcül seyreden vakalar ise daha çok 25-45 yaş arasındakilerde görülüyor.




Virüs, insandan insana, öksürük, hapşırık ve hatta tokalaşma yoluyla bulaşabiliyor...


Tedavisine gelince, ABD'li yetkililer kendi rastladıkları vakalarda Tamiflu ve Relenza adlı ilaçların etkili olduğunu duyurdu. Normal grip aşısıysa tedavide etkili olmuyor. Domuz gribine karşı bir ayrı bir aşı geliştirmeninse aylar alabileceğine dikkat çekiliyor.
Yeni grip virüsleri ise insan vücudunun bağışık olmaması ve ilaç geliştirmenin süre alması nedeniyle çok çabuk yayılabiliyor. Domuz gribi, genetik açıdan bakıldığında, ilaçla karşı konulabilen H1N1 virüsünden farklılıklar içeriyor.

1968'deki "Hong Kong" gribi dünya genelinde yaklaşık 1 milyon kişinin ölümüne ve 1918'deki "İspanyol" gribi de 40-100 milyon kişinin ölümüne yol açmıştı.




SORULARLA DOMUZ GRİBİ
Domuz gribi hangi belirtilerle ortaya çıkıyor? Tedavisinde hangi ilaçlar etkili? Şimdi bu bilgilere bir gözatalım.
  • Domuz gribi nedir?

  • Domuz gribi, normalde domuzlarda görülen A tipi grip virüsünün yol açtığı bir solunum hastalığı olarak biliniyor ve bu hastalık hızla yayılabiliyor.
  • İnsana bulaşır mı?
    Domuz gribi domuzdan insana ve insandan insana bulaşabiliyor. Virüse karşı insanın doğal bağışıklığı bulunmuyor. Bu nedenle Dünya Sağlık Örgütü (WHO), hastalığın kontrolden çıkmak üzere olan geniş çaplı salgın olabileceği uyarısında bulunuyor. Domuz eti yiyenler domuz gribine yakalanır mı?
    Domuz etinin yenmesiyle domuz gribi virüsü bulaşmıyor. Virüs solunum yoluyla bulaşıyor. Bu, domuzlarda yeni grip türü mü?

    İnsanlardaki grip virüsü gibi, domuz gribi virüsü de domuzlarda sürekli değişim gösteriyor. Domuzların solunum yollarında domuz, insan ve kuş gribi virüslere duyarlı alıcılar bulunuyor. Dolayısıyla domuzlar, virüslerin eş zamanlı bulaşması halinde yeni grip virüslerinin ortaya çıkma ihtimalini artırıyor. WHO'ya göre, Meksika'da ölümlere neden olan domuz gribi virüsü A/H1N1. Bu virüs insandan insana bulaşabiliyor. A/H1N1 virüsü, insan, domuz ve kuş gribi virüslerinin karışımından oluşuyor.
  • Aşısı var mı?

    Domuzlara yapılan aşı bulunuyor, ancak insan için henüz aşı yok.

Deri Hastalıklarında Tedavi

Sedef hastalığı, vitiligo, iyileşmeyen egzemalar ve bir tür cilt kanserinin tedavisinde bu yeni yöntem kullanılabiliyor.

İlk çağlardan bu yana sağlık kazanmak için kullanılan faydalı güneş ışınları, modern tekniklerin gelişimiyle birlikte cihazlarda üretilerek tedavi amaçlı kullanılıyor. Güneşin ultraviyole ışınlarının kullanıldığı fototerapi yöntemiyle birçok hastalığı iyileştirmek mümkün. Yöntemden sedef hastalığı, vitiligo, iyileşmeyen egzemalar ve bir tür cilt kanserinin tedavisinde yararlanılıyor. Anadolu Sağlık (ASM) Ataşehir Tıp Merkezi Cilt Hastalıkları Uzmanı Dr. Sadiye Kuş soruları cevapladı.

Bugünlerde daha çok zararlarından söz edilen ve korunmaya çalıştığımız güneş ışınlarının her zaman zararlı olduğunu söylemek güç. Öyle ki, yararlı güneş ışınları ilk çağlardan bu yana bazı hastalıkların tedavisinde kullanılıyor. Günümüzde ultraviyole ışınları kullanılarak fototerapi yöntemiyle birçok hastalık iyileştirilebiliyor. Konuyla ilgili olarak Anadolu Sağlık (ASM) Ataşehir Tıp Merkezi Cilt Hastalıkları Uzmanı Dr. Sadiye Kuş sorularımızı yanıtlarken, fototerapi yöntemiyle sedef hastalığı, vitiligo, iyileşmeyen egzemalar ve bir tür cilt kanserinin tedavisi hakkında bilgiler verdi.
" Fototerapi nedir?
Fototerapi, ultraviyole (UV) ışınlarının çeşitli deri hastalıklarının tedavisinde kullanıldığı bir tedavi yöntemidir. Güneşin UV ışınlarından bu amaçla yüzyıllardır yararlanıldığı biliniyor. Tedavi Ultraviyole B (UVB) ışınlarının tek başına ya da ultraviyole A (UVA) ışınlarının Psoralen (deri hücrelerinin bu ışına duyarlılığını artıran bir madde) ile beraber (PUVA: Psoralen + UVA) verilmesiyle uygulanıyor. Psoralen maddesi çeşitli bitkilerde bulunuyor ve deriye sürülerek ya da ağızdan alınarak kullanılıyor.
" Fototerapinin tedavi mekanizması nasıl etki gösteriyor?
Ultraviyole ışınları, deri hücrelerinin yenilenme hızının arttığı hastalıklarda bu hızı düşürerek ve deride aktivitesi artmış bağışıklık sistemi hücrelerinin aktivitelerini baskılayarak etki gösteriyor.
" Fototerapi ile hangi hastalıklar tedavi edilebiliyor?
Fototerapi en sık sedef hastalığının tedavisinde kullanılıyor. Ayrıca vitiligo, bir tür deri kanseri olan mikozis fungoides. Pityriasis lichenoides hastalığı, jeneralize kaşıntı ve atopik egzema gibi başka deri hastalıklarında da bu yöntemden faydalanılıyor.
" Fototerapinin uygulama sıklığı nasıl ayarlanıyor?
Haftada 2-3 seans yapılıyor. Uygulamalar, seanslar arasında en az bir tam gün boşluk bırakacak şekilde, lezyonlar tamamen ya da büyük oranda gerileyene kadar sürdürülüyor. Ortalama seans sayısı bazı hastalıklarda daha uzun olmakla beraber 15- 30 arasındadır. El ve ayak lezyonlarının tedavisinde küçük, bölgesel ışın veren bir cihaz kullanılıyor. Eğer hastalık yaygınsa tüm vücudu ışınladığımız, kabin şeklinde bir cihaz kullanıyoruz. Hangi tedavinin uygulanacağına ise (UVB ya da PUVA) hastalığın tipine ve önceki tedavi yanıtlarına bağlı olarak karar veriliyor.
" Tedavinin yan etkileri var mı?
Ultraviyole tedavisi sırasında güneş yanığı benzeri reaksiyon gelişebileceği ve uzun vadede katarakt riski artacağı için hastanın gözlerinin mutlaka korunması gerekiyor. Bu nedenle tedavi sırasında koruyucu güneş gözlüğü kullanılmalı. Ayrıca PUVA tedavisine özel olarak, psoralen maddesinin ağızdan alındığı durumlarda da, tedavi sonrası güneş ışığından korunmak için yeterli UV koruması olan bir güneş gözlüğü kullanılması önem taşıyor. Güneş ışınlarına kontrolsüz olarak maruz kalındığında deri yaşlanmasının hızlandığı ve deri kanseri gelişme riskinin arttığı biliniyor. Bu nedenle tedavinin yan etkileri de kullanım süresine, hastanın deri tipine ve verilen ışın miktarına göre artıyor. Verilebilecek maksimum doz ve süreler aşılmamalı. Güneşe duyarlılığın arttığı, "lupus" gibi hastalıklarda tedavinin uygulanmaması gerekiyor . Gebeler ve emziren hastalar, PUVA tedavisinde kullanılan psoralen nedeniyle bu yöntemle tedavi edilemez. Mümkünse tedavi ertelenir ya da gebeliğin ilk üç ayından sonra UVB şeklinde verilebilir.
" Tedavinin başarı oranı nedir?
PUVA ve diğer ultraviyole tedavi yöntemlerinin başarı oranları yüksek. Ancak bu tedavi yöntemleri hastalığı tamamen ortadan kaldırmıyor. Hastalıkta "iyileşme dönemi sağlamak" başarılı olunduğunu gösterir. Ancak belli bir süre sonra lezyonlar tekrarlayabiliyor. Bu iyilik hallerinin süresi kişinin genetik yapısı, bağışıklık sistemi ve strese yanıtıyla ilişkilidir.

Ayak Bileği Burkulması Nedenleri - Ayak Bileği Burkulması Tedavisi

Ayak Bileği Burkulması
1.derece

Kaynak: Op.dr.Adnan bağrıaçık-Mahmut Açak
(Spor yaralanmaları ve hastalıkları)
GENEL BİLGİLER
Tanımlama:
Ayak bileğindeki bir yada daha fazla bağın kısmi yırtılması veya gerilme ve kopmasıdır.İki bağın birden zarar görmesi tek bağın yaralanmasından daha büyük bir yaralanmaya yol açar.
Anatomik İçerik:
-Ayak bileğini stabilize eden bağlar
-Ayak bileği ekleminin 3 ana kemiği (talus-Tibia-fibula)
-Kan damarları, sinizler, periost ve diğer yardımcı dokular.Belirti ve bulgular:
-Sakatlanma anında ayak bileğinde ağrı
-Ayağın dış bölümünde kopma veya yırtılma hissi
-Sakatlanan bölgede hafif hassasiyet
-Biraz fonksiyon kaybı.Sakatlanan kimse ağırlık kaldırabilir ve yardımsız 30 dakika yürüyebilir.Sakatlanmanın derecesine göre eklem stabilitesinde biraz kayıp görülür.
Nedenler:
Ayak bileği ekleminin her iki yanından aşırı zorlanması ökçe kemiği ve ayak bileğinin normal yuvasından gelerek çıkması veya zorlanması.Eklemi yerinde tutan bağların gerilmesi bazen yırtılması.
Riski arttıran nedenler:
-Eski ayak bileği sakatlığı
-Ayak bileği yan kısımlarının zorlandığı spor türleri Taekwondo futbol, basketbol, kayak gibi sporlara katılım.Uzun atlama ve yüksek atlama gibi ayak bileğini burkulmaya zorlayan branşlar.Atlayışlarda sıklıkla ayağın yan tarafına düşülür.
-Zorlama meydana geldiği zaman ayak yan kısımlarının yer değiştirmesini önleyecek desteklerden yoksun ayakkabı kullanımı
-Zayıf kas veya kondisyon
-Kontak sporlara katılımlarda yetersiz bandajlama
-Kötü zemin
Nasıl Önlenir?
-Spor türüne uygun kondisyon programına katılmak
-Yarışma ve antrenmanlardan önce ısınma
-Yarışma ve antrenmanlardan önce destek bandaj veya flaster tespiti
-Uygun koruyucu ayakkabılar giyimi
-Önemli ayak bileği sakatlıklarından sonra 12 ay aktiviteler süresince sağlam desteklerle ayak bileğini koruyun.
TIBBİ YAKLAŞIM
Planlama:
-Rahatsızlığınız büyük boyutta ise veya 24 saatte olumlu gelişme olmuyorsa doktor bakımı
-Teşhisten sonra kendi kendine bakım.
-Havuz tedavisi ,ultrason veya masaj( ödemi azaltmak için)
Tanı Yöntemleri:
-Belirtileri kendi değerlendirmeniz.
-Tıbbi geçmiş ve dokror muayenesi.
-Kırık ihtimalini ortadan kaldırmak için ayak bileği, ayak ve diz röntgeni.
Olası komplikasyonlar;

-Aktivitelere erken dönülürse iyileşme süresinin uzaması
-Sakatlanmanın tekrarlamasın aeğilim.
-Stabil olmayan ve artritik (kireçlenmiş) eklem bileği
İyileşme süresi;
-Sakatlığın tam derecesi ilk 12-24 saatte belirlenemez.
-1. derece ayak burkulması yapılan uygulamalarla 5-7 günde iyileşir.
-Tamamen iyileşme süresi ortalama 6 haftadır.
TEDAVİ
Notoktorunuzun önerilerine uyun.
İlk yardım:
Dinlenme ,buz ,kompresyon ,yükseltme (R.I.C.R)
Tedavinin devamı:
-Bir günde 3-4 kez buz uygulanması.Buz parçalarını plastik bir torbaya koyup, ıslak bir havluyla sakatlana bölge üzerine sarın. Bu uygulama 20 dakika sürmelidir.
-Eğer imkanınız varsa girdap banyosu tedavisisni uygulayın.
-Sık sık yapılan hafif masajlar şişmenin azalması ve rahatlamasına neden olacaktır.
İlaç:
Hafif rahatsızlık için reçete gerektirmeyen aspirin ,parasetamol veya ibuprofen kullanabilirsiniz.Lokal merhem ve pomadlar kullanabilirsiniz.
Doktorunuz reçete verebilir.
-Sakatlanmadan ghemen sonra ağrıyı azaltmak için kullanılacak prokain ( lokal anastezik) hyaluronidan enjeksiyonu
-*İhtiyaç anında, ağrı için kuvvetli ilaçlar.
Aktivite:
Çok hafif sakatlanmalar hariç 72 saat koltuk değneğiyle yürüyün. Normal aktivitelerinize yavaş yavaş dönün.
Diet:
Toparlanma süresince et, balık,tavuk, peynir, süt ve yumurta gibi bol prateinli beisnlerle dengeli ve iyi beslenin.Hareketsizliğin sebep olduğu kabızlık sorununu çözmek için bol lifli yiyecekler ve bol sıvı alınız
Doktorunuz vitamin ve mineral önerebilir.
Rehabilitasyon:
-Sargıya ihtiyaç kalmadığı zaman günlük rehabilitasyon eksersizlerine başlayın.
-Eksersizlerden önce ve sonra 10 dakika buz masajı uygulayın.
DOKTORUNUZU ARAYINIZ
-1 haftaiçinde iyileşmeyen incinmelerde
-Tedaviye rağmen bilekte ağrı şişme ve çürüklük artıyorsa